Diyarbakır Olayları için Kürd Aydını Ne Dedi-Hülya Yetişen

1
2.398 kez

Kürdistani bütün çevrelerden (Hüda-Par,Hak-Par,PAK ve PKK’ye yakın çevreler)Diyarbakır’daki seçim öncesi ve sonrasında meydana gelen olaylara ilişkin öngörü, düşünce ve önerilerini almaya çalıştık.

Başvurduğumuz çevrelerden bazıları bana geri dönmedi.Umarım işlerinin yoğunluğundandır.Cevaplarını gönderirlerse yazıya eklerim.

Cevap veren vermeyen herkese teşekkürlerimi iletiyorum.

Hepsine aynı soruyu sorduk

Sorum şu: Sizce Diyarbakır olaylarının faili kimdir? Nedeni nedir? Kürdler nasıl bir tavır içinde olmalıdırlar?

Dr. İsmail Beşikçi: Yazar-sosyolog

ismail beşikçi

Diyarbakır’daki saldırılar,  Yeni İhya Der Başkanı ve Hüdapar Üyesi  Aytaç Baran’ın öldürülmesi, arkasından da HDP lilere saldırı yapılması, HDP lilerin öldürülmesi devlet projesidir. 1990’lardaki Hizbullah-PKK çatışmaları yeniden sergilenmek istenmektedir.

Bunun temel nedeni, Kürdleri birbirleriyle çatıştırarak, ulusal davanın geriletilmesidir.

Devlet maddi ve manevi olararak, İŞİD’e büyük bir destek vermektedir. Bu saldırılarda da İŞİD’lilerin seferber edilmesi büyük bir olasılıktır.

Türk laikliği, dinin, devlet tarafından  kontrol edildiği bir laikliktir.

Hüdapar, bu anlayışın merkezini Ankara’da aramalıdır, Kürdistan da değil.

Bu anlayışa uygun toplumsal yaşam Ankara’dan yönetilmektedir.

Gericiliğin merkezi de Ankara’dır. HDP’nin bunu, Kürdistan’da  Hüdapar’da değil

Ankara’da araması gerekir. İŞİD’e maddi ve manevi destek veren Ankara’dır.

Türkiye’nin yeni bir Türkiye partisine ihtiyacı yoktur. AKP, CHP, MHP, SP, TKP, VP ve benzerler hep Türkiye partileridir. HDP’nin de Türkiye partisi olması anlamlı değildir.Kürdlerin de Türkiye partisine ihtiyaçları yoktur.

Ama Kürdlerin Kürdistani bir partiye ihtiyaçları vardır. Bütün Türkiye partileri, örneğin Filistin’in bağımsız bir devlet olmasını ister, savunur. Ama Türkiye partileri, Kürdlerin devlet olmasını istemez, Kürdlerin bu isteğini, beklentilerini,  bilmezlikten, görmezlikten gelir.

Bu çatışmaların önüne Kürdler arasındaki çelişkilerin azaltılmasıyla, birlik anlayışını güçlendirilmesiyle  geçilir. Türk soluyla ittifak bu birliği sağlamaz.

Türk soluyla ittifak Kürdleri Kürdistani olmaktan uzaklaştırır.

Türk solu devletin değerlerinin savunan, kürdistani değerlere karşı olan  bir soldur.

 

Doç. Dr. Mücahit Bilici : Taraf Gazetesi yazarı ve New York’ta John Jay College, CUNY Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi

mücahit-bilici

Failin kim olduğunu bilmiyorum. Bazan failin kim olduğunu bilmen de mümkün olmayabilir. O halde önemli olan failin kim olduğundan çok eyleme muhatap olan insanların nasıl bir tepki göstermesi gerektiğidir. Bu konudaki kanaatim şudur: Türkiye’de Kürdlerin kahır ekseriyetinin HDP’ye kazandırdığı temsiliyet ve seçim başarısına gölge düşürmek ve Kürdistan’da iç çatışma dinamiklerini tahrik etmek amaçlanıyor. Bunu önlemenin yolu: şiddete karşı şiddetsizlik ve dayanışma ile karşı koymaktır. Özellikle HDP-HüdaPar ilişkisi bu açıdan kilit konumdadır. Ne PKK ne de Hizbullah şiddet geçmişleriyle yüzleşmediği için bugün birbirlerine karşı güvensizlik ve düşmanlıktan kurtulamamışlardır. Bu gerilimli ilişkiyi istismar etmek isteyenlerin olması şaşırtıcı değildir.

Bence daha güçlü ve kalabalık olan aktör olarak HDP veya PKK çizgisinin temsilcileri karşı tarafı ötekileştirici dil kullanacaklarına, bir an önce dayanışma ve iyi niyet pozisyonu almalıdır. El uzatan birinci taraf olmalıdır. Bu büyüklüğün gereğidir ve hem iki taraf için hem de Kürdistan ve Türkiye toplumu için gerekli olan bir hamledir. HüdaPar tabanı da ne derse densin neticede Kürdistan’ın bir parçasıdır, toplumun bir bileşenidir.

Demokrasi toplumdaki tüm bileşenlerin karşılıklı güven ve saygı oluşturmasıyla mümkün olan bir rekabet ve gelişim zeminidir. Kürdlerin adalet arayışı ve haysiyet mücadelesi artık demokratik olgunluk kazanmıştır ve bunun meyve vermesi ancak ve ancak demokratik siyaset ile mümkündür. Demokratik siyasetin birinci şartı da çatışmasızlık ve güven ortamıdır. Bu sebeple HDP’nin en üst seviyede HüdaPar yetkililerine el uzatması dogru bir adim olacaktir. Böylesi ortak bir mesajla şiddetin kaynağını tecrid ve teşhir etmek mümkün olacaktır.

Faysal Dağlı: Bas Haber Gazetesi Yayın Yönetmeni – Kürdistanda radikal dincilik tehlikesi

faysal dağlı

 

Diyarbakır’da son günlerde meydana gelen hadiselerin zahiren seçimler ile ilgili olduğu söylenebilir. Ancak meselenin tarihsel ve kültürel arka planı ile bölgedeki siyasal konjünktür bağlantısı daha önemlidir. Çünkü siyaset dizaynı yapılırken aktüel müdaheleler arka planlar üzerinden inşa edilebilir.

Kürdlerin politik merkezi olan Diyarbakır halkı son seçimde ezici oranda ‘Kürd partisi‘ HDP’ye oy vermiştir. Seçim sonucuna göre Kürd seçmen devlet/sistem partilerinden ayrışmıştır. Kürd seçmenin yüz çervirdiği iktidar partisi AKP’nin hükümet olma çoğunluğuna erişememesi Türkiye’de poltitik bir istikrarsızlığa neden olmuştur. Türkiye 13 yıl sonra yeniden kaotik bir koalisyonlar dönemine ve siyasi istikrarsızlığa mâhkum olmuştur. Bunda belirleyici olan Diyarbakır ve diğer illlerdeki Kürd seçmenin AKP’den yüz çevirerek HDP’ye yönelmesi olmuştur.

Türk siyasal sisteminde son yıllara dek inkâr edilip, bastırılmaya çalışılan iki temel dinamik olan Kürdler ve İslamcılar,  ülkenin belirleyici aktörleri olarak siyaset ve toplum yaşamında yer almıştır. Kürd siyaseti kendi coğrafik ve demografik etki alanında da iktidar olmuştur. ‘Kurucu unsur‘ olan Kemalizm ve Türk milliyetçiliği artık Türk nufusun yoğun olduğu yerlerde de iktidarsız kalmıştır. Ancak bu iki kurucu unsurun ‘milli’ tonlarını taşıyan Türk İslamı da Kürdlerin sorunlarını çözme ve adil bir iktidar paylaşımı yapabilecek yeteneğe ulaşamadığını göstermiştir. 13 yıllık iktidar yorgunluğu, rejim içi çatışmalar, İslami liderlerin ihtirasları, Türk hariciyesinin uluslarası alanda girdiği çıkmaz ve ekonomik kriz Türkiye’nin yeniden kaos dolu bir döneme girmesine neden olmuştur. Kemalistler, Milliyetçiler ve İslamcılar beklentilerini yanıtlayamadıkları Türkiye toplumunu kutuplaştırmış ve ayrışma daha da netleşmiştir. Ve artık oyuna Kürdler de katılmıştır.

HDP’nin Türkiyelileşme çabası/siyaseti sadece Kürdlerin sisteme entegrasyonu ihtiyacından kaynaklı değlidir. Türkiye’nin temel sorunu haline gelen bu üç kutup arasındaki çekişmelerde ezilen tüm bir sosyal dokuyu; AKP’nin Türkiyeyi demokratize etmeye kapasitesinin yetmediği anlaşıldıktan sonra, bu dilemadan çıkmak için ihtiyaç duyulan plural, demokratik bir sosyal hareketin Kürd dinamiği üzerinden ateşlenmesi gündeme gelmiştir. Sonuçta Türkiye’de demokratik kültürün ancak Kürd dinamiği üzerinden gelişebileceği HDP’nin bu çıkışı ile teyit edilmiştir. HDP bu nedenle dünya ve Türkiye’deki sınırlı demokratik refleks tarafından desteklenmiştir. ‚Emanet oylar‘ efsanesi, merkez medya desteği, Batı’nın tevecühü bu ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Amaçlardan biri de Kürd hareketini Batı’nın demokratik değerlerine yaklaştırmaktır.

Seçimlerden çıkan sonuç toplumun bu kutuplaşmayı uzlaştırmaya çalıştığı mesajıdır. Seçmen tüm bu aktörleri işbirliğine zorlamıştır. Bir koalisyon veya dışardan destekli azınlık hükümeti olacak, ardından Türkiye yeniden bir erken seçim dönemine girecektir.

Diyarbakır olayları‘

‘Diyarbakır olayı’ bağlamında; AKP’nin, HDP’ye kaptırdığı seçmeni yeniden kazanmak için; HDP ve arka planındaki gücü şiddet dalgasına bulayıp Kürd hareketinin kazandığı toplumsal desteği zayıflatmak, şiddet tehdidi ile korkutulan seçmenden erken seçim yolu ile yeniden hükümet kurma çoğunluğu ve Erdoğan’ın başkanlık sistemi arzusunun onayının alınması iddiası vardır.

Ancak ‘Diyarbakır olayları’ diye kodlanan olgunun bir boyutunda yer alan ve dikkat çekilmesi gereken farklı durumlar da vardır.

Ülkenin dört yanında süren uzun savaş yılları, baskılar ve gerginlik Kürdlerin psikolojisini kötü etkilemiş, sosyal bunalıma da neden olmuştur. Son 30 yılda Kürd siyasal yaşamına seküler hareketleri dengelemek için devlet teşvikli radikal dinci örgütler monte edilmiştir. Dış teşvikler bu tür örgütlenmelerin önünü açabilecek bir referans olurken, İslamın sosyal tabanı, örgütlenme deneyim ve modelleri ile siyaset tarzları Kürd toplumundaki yarıklardan derinlere sızmıştır.

Kürdistan’daki sosyal bunalım insanların farklı arayışlara yönelmesinin de zemini olmuştur. Bu zemin üzerinden şekillenen çok sayıda radikal dinci örgütlenme de taban bulmuştur. Ancak sorunlardan biri sekuler Kürd siyasetinin ülkede gelişen bu olguyu teşhis etmede ve karşılamada uyguladığı anlayış ve yöntemler bütünü de olmuştur. Güney Kürdistan’da da radikal islami örgütler 1980 sonrası ulusal hareketi ve toplumu zorlayacak boyutlara ulaşmıştı. Komşu ülkelerin desteği ile Kürdistan’a bir Truva atı olarak yerleşen bu gruplarla uzun süren iç savaç sonrası bunlar dış destekten yalıtılmış, politik ve sosyal yaşama adapte olmaya zorlanmışlardır ve şimdi Kürdistan’da yasal ve meşru çerçevede siyaset yapma olgunluğuna ve mecburiyetine ulaşmışlardır.

Kürdistan’da radikal islamcılar sorununu teşhis ederken kulanılabilecek en populer retorikten biri ‘radikalizm dincilik toplumsal bir hastalıktır ve tasfiye edilmesi gerekir‘ olmuşur. Kendi dışındaki dinsel ve siyasal gruplara yaşam hakkı tanımayan ve bunların yaşam hakkına karşı faşizan imha yöntemleri uygulayan radikaller sadece Kürdistan’da değil tüm bölgede ciddi bir tehdit haline gelmiştir. Son yıllarda radikal islami örgütler arasında ton farkı giderek zayıflamış, DAİŞ, Kaide, Nusra popülatiresi Kürdistan’da Kürdlerden kurulu ’nisbeten daha ulusal‘ olan grupları da etkilemiştir. Bu grupların tehlikeli yanlarından biri amaçlarına ulaşmak uyguladıkları taktik, ilkesiz ideolojik takiyedir. Güç odakları bu nedenle bu tür örgütlerle ilişki kurma ve istikamet verme konusunda zorluk yaşamamıştır. Hamas, Kaide, İŞİD, Ahrar, Nusra örneklerinin ilişkileri, savaş ve siyaset tarzları bu tezi izah etmektedir.

Radikallerin yaydığı tehlikenin boyutları ve kullandıkları şiddet onların tasfiye edilmesi konusundaki belirgin tartışmaları da sınırlamaktadır. Ancak sonuçları iyi hesaplanmamış bu yaklaşımların faturası da ağır olmaktadır. Kürdler bu anlayışla mücadelede özgün ve olgun yöntemler bulmak zorundadır. Sonuçta radikallerin kullandığı insanlar da Kürd gençleridir. Ve bu tehlikenin yayılmasını, kontrol altına alınmasını, radikal olmayan İslami anlayışlara siyaset yapma özgürlüğünün sağlanması da Kürd hakim siyaseti ve toplumunun görevidir. Kürd siyaseti iç düşman yaratıp kitlesini konsolide etme uğruna meşru sınırlarda tutulabilecek anlayışlara karşı toleranslı ve kapsayıcı olmadığı sürece bu tür eğilimleri güçlendirmekten, daha da radikalleştirmekten başka bir sonuç çıkmayacaktır. Bu da politik kan davalarına neden olup, günümüz dünyasının bir realitesi haline gelen radikal tehlikenin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Kürd toplumunda aydınlanma ihtiyacı

Kürdistan’ın küçük bir ili olan Bingöl’den DAİŞ’e 600 gencin katılması, Diyarbakır’daki katliamın faili ve selefist bir örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişinin Kürd ve Alevi bir aileden olması olguyu sadece ‘şiddetle tasfiyenin‘ ötesine taşımaktadır. Belli ki Kürdistan’da ’savaşmaya hazır’ insan potansiyeline yönelik bir uluslararası müdahele söz konusudur ve Kürd gençleri bu savaşta yakıt olarak kullanılmak istenmektedir. Oysa Kürdistan’da yüzlerce yıldır hâkim din olan İslam, Arap ve çevre ülkelerde görülmeyecek derecede meşru sınırlar içinde kalmış, Kürd müslümanlar kendilerini bir çatışma enstrümanı olarak yabancı güçlere kullandırtmamıştır.

İslamın kullanılarak şiddete meyili kesimlerin siyasal bir istikrarsızlık aracına dönüştürülmesi planlarını boşa çıkarmanın yolu aydınlanmadır. Kürd toplumunun aydınlatılması seküler veya dindar tüm Kürd siyasetinin görevidir. Savaş toplumları cahilleştiren, modernizminden koparan bir efekt de yaratmaktadır. Şiddete eğilimi güçlendirmekte, biat kültürünü yaygınlaştırmaktadır. Yoksullaşmış, cahil bırakılmış insanlar kendilerine vaatlerde bulunanların arkasında gitmeye açıktır. Aydınlamanın temeli tolerans ve şiddetten uzak durma kültürüdür. Radikal tehlike ancak modern ve ulusal aydınlanma ile barikatlanabilecek bir olgudur. Kürdistan’da yabancı müdaheleye kapalı olan ulusal Kürd siyasetinin dört parçada seküler eğilimli olması bunun bir delidir. Radikal dinci eğilimin dış müdahele sonucu başlayıp, gelişip, yerleştiği tarihi deneyimlerle sabittir.

Kürdler arası ilişkide toleransın önemi

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer olgu da Kürd politik güçleri arasında diyalog ve toleransın hâlâ normalleşememesidir. Kürd siyasetinde farklı eğilimler vardır, bunların arasında İslami referanslar da olacaktır. Kürdistan’ın son 50 yıllık politik tarihinde Kürd siyasetinin iç ilişkilerinde hâkim olan çatışma eğilimi her an harekete geçmesi mümkün bir refleks, zamanla kültür halini almıştır. Böyle bir kültür, biribirini rakip gören ve ellerinde silah olan tarafların, karşıtlarını ‘hain‘ilan etmesi, ülkede zaman zaman yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği iç çatışmalara neden olmuştur.

Elbette hâkim devletler Kürd siyasetinde bu zaafı yaratmak, bunu kaşımak, Kürdleri birbirine düşürüp zayıflatmak ve Kürd toplumu üzerinde kontrol tesis etmek için bu süreçleri daha da kışkırtmaya, kendilerince yönlendirilen kimi güç odakları yaratmaya çalışmıştır. Radikal dincilik bu amaç için kullanılan temel enstrümalardan biri olmuştur.

Diyarbakır ve Kürdistan’daki diğer olaylarda ve öncesinde ve daha da öncesinde Kürd siyaseti arasındaki tahammülsüzlük, diyalog kültürünün zayıflığı, ötekileştirici retorik, geçmişten sıyrılamama ve tahaküm anlayışının da etkisi görülmektedir. Bu anlayış karşıtlaşmış taraflarca derin ve yıkıcı propoganda yöntemleri ile taraftarlara işlenmekte, toplum birbirine karşı düşmanlaştırılmaktadır. 6-7 Ekim veya Diyarbakır olaylarında görüldüğü gibi, yüzlerce kişilik gruplar ellerinde silahlarla sokaklara inip devlet güçlerinin gözleri önünde karşıtlarına ateş açabilmekte, onlarca insanın ölümüne neden olabilmektedir. Bununla DTK Lideri Hatip Dicle’nin dediği gibi ‘Kürdler arası bir iç savaş çıkarılmak istenmektedir.‘

Şiddet kültürünün reddi önemlidir

Seçimler boyunca Türk partileri arasındaki ilişkiler ve Kürd partiler arasındaki ilişkiler incelendiğinde Kürdler arası negatif sinerjinin vehameti anlaşılacaktır. Seçimlerde Kürd partilerin birbirine karşı giriştiği irili ufaklı saldırı sayısı yüzlerle ifade edilmektedir. Çok sayıda insan katledilmiş, yaralanmıştır. Yanısıra ırkçı güçlerin Kürdlere saldırıları olmuştur. Ancak Türk partileri rekabetlerini sözlü düello ile sınırlı tutmayı başarmıştır. Farklı renklerdeki Kürd siyasetinin devlete karşı şiddet kullanmaktan vazgeçtiği bir süreçte Kürdistan’da bunların yaşanması ayrıca ilginçtir.

Kim ne derse desin, katledenler de, katledilenler de Kürd ise, istikrarsızlık ve yıkıma sürüklenen Kürd toplumu ve ülkesi ise bunların sorumlusunu uzakta aramak beyhudedir. Hakim devletlerden ‘niye bizi biribirimize düşürüyorsunuz‘ diye hesap sorma naifliğinin politik hayatta karşılığı yoktur. Dolayısı ile devleti işaret etmenin pek bir manası da olmamaktadır. Sorun devletin veya farklı güçlerin provokasyonu ile birbirine düşecek kadar kutuplaşan bir toplum veya siyaset realitesinin ve bunun ürettiği şiddet kültürünün varlığıdır. Bu nedenle bu tür olaylarda tetikçilerin veya örgüt isimlerinin pek bir önemi yoktur. Provakasyonlar sadece kışkırtmalara aldanabilecek kitlelerde etkili olabilir.

Son süreçte görüldü ki (sadece Diyarbakır olayı değil, diğer parçalardaki tehlikeli gerginlik ve çatışmalara da dikkat çekmek gerek) devletler zaman zaman Kürdleri birbirine düşürmeye çalışmakla kalmayıp, kendi rejim içi çelişkilerinde de Kürdler arasındaki çatışma potansiyelini kullanmaya, ondan yararlanmaya çalışmaktadır. Seçimleri iptal etmek, ertelemek vs gibi senaryolarda kullanılmak istenen mekânın Diyarbakır’daki bir miting alanı ve Kürd cesetler olmasının tasarlanması, Cumhurbaşkanı’nın ‘ölen de Kürd, öldüren de Kürd, bana ne’ demesi durumu yeterince izah etmektedir.

21 yüzyılda her renkten Kürd siyaseti; kendi brakujilerinden, süregiden Şii-Süni mezhep katliamlarından, Hamas-FKÖ savaşından ve daha birçok yıkıcı iç çatışmadan ders almak, ‚benden olmayan tasfiyeyi haketmiştir‘ mantığından kurtulmak, Kürdistan’da farklı politik, inanç ve çıkar gruplarının haklarını, örgütlenme ve fikir özgürlüğünü özümsemelidir. Kürd siyaseti radikal suç örgütlerinin yaşanmaz hale getirdiği bölgemize örnek demokratik modeller yaratmalıdır. Kürd dindarları insanlık ve inanç dışı radikal tehlikeye ve dış müdahelelere karşı tedbirli olmalı, seküler kesimlere karşı saygılı davranmayı içselleştirmelidir.

Aklı selim, barış ve diyalog önerenlerin, çatışmalarda taraf olmayı, kışkırtıcı olmayı rededenlerin sayısı artmalıdır. Politik kan davalarının, bunu canlı tutmanın sonu yoktur, hakim devletlerle barışmayı özümseyen, meclislerinde meşru siyaset yapmayı içselleştiren taraflar kendi iç ilişkilerinde de demokratik rekabeti ve diyalogu esas almalıdır.

Kürd siyasetinden bu olgunluğu göstermesini beklemenin yanısıra halkın çatışmacı zihniyete karşı çıkması da önemlidir. Diyarbakır halkının sorunun daha da büyümemesi için aldığı tedbirler ve olayları yatıştırmak için Kürd kanaat liderlerinin gösterdiği çaba takdire şayandır. Kürd toplumu zaten barış içerisinde yaşamak gibi bir değere sahiptir. Siyasetin, kutuplaşmanın, radikalizmin toplum sağlığını ve barışını bozmasına da Kürd sivil vicdanı izin vermemelidir.

 

Hüseyin Turhallı: Avukat -Gazeteci-yazar

hüseyin turallı

Faili meçhul cinayetlerin ayukkaya çıktığı 1991-93 yılları arasında Diyarbakır HEP il başkanlığı görevini yürütüyordum.  Hizbullah, arkadaşlarımızı yol ortasında öldürüyor, halk bu katilleri kovalayıp yakalıyor, karakola teslim ediyor. Ancak yarım saat sonra katil elini kolunu sallayarak çarşıda dolaşıyor, halka hava atıyor, elinde silahla tehditler savuruyordu.

Bunu Silvan İlçe sekreterimiz Ahmet Turan’ın cinayetinde o kadar net bir biçimde yaşadık ki….

Şimdi katil kimdir dersen o dönem için Süleyman Demirel-Tansu Çiller-Mehmet Ağar ve Doğan Güneştir, dememiz gerekmiyor mu?

Medya ve sosyal medya üzerinden bugün aynı görüntüleri izliyoruz.  Hizbullah’ın silahlı militanları polis denetiminde cinayet işliyor. İŞİD bayrağını Amed sokaklarında dalgalandırıyor.

Ve eğer bugün bir cinayetten söz edilecekse bu cinayetlerin katili Tayyip Erdoğan- Afkan Ala- Hakan Fidan ve Yalçın Akdoğan’dır

Asıl mesele iktidar mücadalesidir.  Radikal İslamcıların iktidarı ele geçirmek veya iktidardan düşmemek için sergilemeyecekleri hiçbir oyun yoktur.  Her şey mubahtır onlar için. AKP’yı ılımlı İslam’dan sayma aptallığına da düşmemek lazım. Aha dün Tayyip Erdoğan’ın Til Ebyed’e ilişkin açıklaması ve 2 bin TIR silahlı malzemenin El Nusra’ya gönderilmesi.  AKP ve Hizbullah İŞİD ile ortak bir cephede Kürdlere ve Ortadoğu halklarına karşı savaşıyor.

İkincisi Kuzey Kürd ve Kürdistan mücadelesinde mücadele biçimi ve aracı kesin bir biçimde değişikliğe uğramıştır. Politik mücadele silahlı mücadelenin önüne geçmiştir. AKP hükümeti ve Türk devleti bu aracı işlevsiz kılmak için böylesine cinayetler işliyor, dolaplar çeviriyor.

HDP’ye yönelik silahlı saldırılar var. Eğer devlet ve hukuk HDP’yi korumuyor veya koruyamıyorsa bu görevi PKK’nin yapması gerekiyor. HDP’nin silahlanma gibi bir kaygısı olmamalıdır. PKK saldırıya uğrayan kitleleri, halkı ve HDP’yi korumakla görevlidir.  Aksi takdirde AKP’nin oyununa gelinmiş olur.

Ne yapılmalı kısmına gelince 90’lı yıllarda ne söyledimse şimdi de aynısını söylüyorum.“Peyalara değil, ağalara ders verilmeli” O dönemde Demirel- Ağar- Çiller ve Güreş’e ders verilseydi bugün Erdoğan, Ala, Akdoğan ve Fidan bundan ders alacaktı. Bunlara da ders verilmezse yarın bir başka ekip çıkacaktır.

Bu yapı ve yaklaşımıyla Hüda-Par’ın İŞİD’den ciddi bir farkı yoktur. İŞİD hangi zemini esas alarak Diyarbakır’da bomba patlatıyor, bayrak sallıyor?  HDP mitinginde yaşanan katliamda Hüda-Par bağlantısı olduğuna ilişkin bazı veriler de vardır.

Bununla beraber  birincil hedefin Hüda-Par olmaması gerektiğini de özellikle belirtmek istiyorum. Hatta diyalog  kurularak çatışma ortamından çıkmasına ve çıkarılmasına yardımcı olunmalıdır.

Bununla birlikte öz savunma birimleri oluşturulmalı ve muhtemel saldırı odaklarını tespit edilerek ona göre tedbirler geliştirmelidir.

Son derece meşru ve ancak hukuk dışı olan böyle bir yapılanma görevi HDP’nin değil başkaca yapılanmalarındır.

Diyalog her zaman için iyidir. Büyük fitne ve fesatlığı ancak diyalog önler. HDP-BDP de Hüda-Par ile bağlantı içinde olmalı kaygılanmalarını giderecek söz ve yaklaşımları sergilemelidir.  Bu anlamda  karşılıklı bir saldırmazlık paktı geliştirilmelidir. 

Hiç kuşkusuz bu bir temennidir. Zira ben Ortadoğu’da bin yıllık tarihi gericilik ile 21. asır çağdaşlığının boğazlaştığını düşünüyorum. Bu genel durumlar içinde Kürdler kendi aralarında ne kadar çatışamayabilir onu da tam olarak bilmiyorum.

 

Günay Aslan:Gazeteci- Kürd TV’lerinde program yapımcısı, spiker, haber müdürü ve moderatör

 

günay aslan

Diyarbakır olayının faili kesin olarak budur demek zordur. Karanlık bir eylem ve anlaşıldığı kadarıyla birçok gücün yolu Diyarbakır’da kesişiyor.

Polis HDP mitingine saldıranı yakaladığını söylüyor. Bu şahsın İSİD’le bağlantısı olduğu iddia ediliyor. Yine polis Hüdapar’li Baran’ı öldürenin PKK’li olmadığını söylüyor. Oysa aynı gün 3 kürd yurtseverini Hizbullah bu yüzden öldürdü… Derin devlet, İSİD, İran, Esad ve daha bir cok güç devrede sanki. Dolayısıyla dikkat etmek gerekiyor. Bu karanlığı aydınlatmanın ve olası provokasyonları önlemenin yoluysa çözüm sürecini ilerletmekten geçiyor. Bunun da sorumluluğu hükümetin ve HDP’nin üzerinde bulunuyor. Bunlarıin aralarında Yapıcı ve kalıcı diyalog kurmaları gerekiyor.

 

İbrahim Sediyani:  Gazeteci-Yazar , şair, seyyah ve doğa aktivisti.

ibrahim sediyani

 

Öncelikle her kaos, kendine uygun zeminde yeşerir. Olayları konuşmadan önce, bu ortama zemin hazırlayanların sorumlu tutulması, teşhir edilmesi gerekiyor.

Diyarbakır’ın bugünkü kaos ortamına zemin hazırlayan etmenler, seçim öncesi kullanılan NEFRET dili, mitinglerde hedef göstermeler, yürütülen kirli kampanyalar, yüksek sesle dile getirilen ırkçı, mezhepçi ve içinde zerre kadar dîndarlık olmayan, içinde biraz olsun Allâh korkusu bulunmayan dînci propagandalardır.

Diyarbakır’daki olayların failleri hatta planlayıcıları kimler olursa olsun, hatta bu karanlık odaların, demin bahsettiğim, seçim sürecinde o NEFRET dilini kullanan, mitinglerde hedef gösterenlerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi ve ilişkisi olmasa dahi, bunun müsebbibi yine de onlardır. Fail kim veya kimler olursa olsun, bu kaos ortamının müsebbibi yine de onlardır, seçim süreci boyunca NEFRET dilini kullanan, mitinglerde hedef gösteren, kirli kampanyalar yürütenlerdir. Çünkü dediğimiz gibi, her kaos kendine uygun zeminde yeşerir.

Bunu en başından teslim ettikten sonra, olaylara geleyim: 90’lı yılları yakından değil içinde yaşamış bir insan olarak, vizyona sürülen filmi çok iyi bildiğimi rahatlıkla sürülebilirim. Olayların faili “derin devlet”tir, JİTEM’dir.

90’lı yıllarda sergilenen oyunun aynısı tekrarlanıyor. Üstelik oyunun senaryosunda ufak tefek dahi olsa hiçbir değişiklik yapma ihtiyacı bile duyulmadan tıpapıp aynı şekilde tekrarlanıyor. Aynı karanlık eller, aynı silâhlarla, önce bir HüdaPar’lıyı öldürüyor, sonra buna “misilleme”olarak ertesi gün 3 HDP’liyi öldürüyor, sonra bu kez buna misilleme olarak tekrar birinci adrese, 2 HüdaPar’lı öldürmeye, derken Kürtler arasında “kardeş kavgası” başlatılıyor. Olayları daha da kızıştırmak için ise, İstanbul’un Fatih semtinde oturan ve sadece kan’la, ceset’le beslenen Türk İslamcı çevreler son sürat “PKK Müslümanlar’ı katlediyor” diye HüdaPar’a gaz verip“Kana kan, intikam” çığlıkları atarken, diğer yandan bizzat PKK medyasının içinde ve gazetelerinin baş köşelerinde bulunan (bunlar her dönem vardılar ve şimdi de varlar) Yalçın Küçük “başyazarlar” ve Perinçek “akîller” ise son sürat “kontra, hizbikontra” ithamlarında bulunup HüdaPar camiâsını tahrik etmektedirler. Yani HDP’lileri ve HüdaPar’lıları kızıştırma ve tahrik işini Türk İslamcı çevreler ile PKK medyasının içine sızdırılmış ve – ne hikmetse – her dönemde “baş köşede” bulunan ajanlar, derin devlete çalışan kalemler yapmaktadırlar.

Olayların faili derin devlettir, JİTEM’dir. Bunu direk kendileri yapmayıp tetiği Hizbullahçılar’a veya PKK’lılara çektirmeleri bu gerçeği değiştirmez. Derin devletin HüdaPar’a, HDP’ye sızmadığını kim iddiâ edebilir? Kürdistan’ın son 50 – 60 yıllık yakın tarihini bilenler, derin devletin bugüne dek hemen hemen bütün Kürt hareketlerine sızdığını çok iyi bilir.

Peki bu durumda ve şu an içinde bulunduğumuz kaos ortamı itibariyle HDP ve HüdaPar çevreleri   ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Şu ana kadar – Allâh’a şükür – her iki cenah da doğru olanı yaptı, yapmaları gerekeni yaptı. Nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davrandılar. Yukarıda dikkat çektiğim oyunun onlar da ilk andan itibaren farkına vardılar ve bunun bir “tezgâh” olduğunu, Kürtler’i biribirine kırdırmak için sahneye konan kirli bir oyun olduğunu, (şimdi gelecek tümce çok önemli) Kürt halkının gitgide Türk devletinden ve Türk siyasî partilerinden kopması ve Kürt siyasetinin güçlenmesi nedeniyle, Kürtler’in “millî birliğini” sağlamaya doğru gitmeleri nedeniyle Kürt halkının Türk devlet aklınca cezalandırılmak istendiğini, bütün Kürt insanlarının sağduyulu ve ferasetli davranması gerektiği, bizi biribirimize kırdırmak isteyen şer güçlerin oyununa gelmemiz gerektiğini açık açık, en üst düzeyde deklare ettiler.

HDP ve HüdaPar’daki bu “ortak akıl”, kan’la ve ceset’le beslenen Türk İslamcılar’ı çılgına döndürdü ama Müslüman halkımızı çok mutlu etti, yüreğimize su serpti. Devlet aynı devlet ama, Kürtler aynı Kürtler değil. Elhamdülillâh.

Başa dönmeden sonunu bağlayamam, tekrar başa dönüyorum: Her kaos, kendine uygun zeminde yeşerir. Bu soruna geçici değil, kalıcı çözüm bulmak zorundayız. Çünkü 25 yıldır Kürtler’e ve Kürdistan’a ayak bağı olan bu “PKK – Hizbullah çatışması” belasını tamamen ortadan kaldırmazsak, Kürt halkı rahat yüzü görmeyecektir. Bugün soruna geçici çözümler buluruz, ama yarın tekrar başlar. Öyleyse kalıcı bir çözüm bulunmalı.

Kalıcı çözüm için benim önerim, yapılması gereken şey şudur: HüdaPar, bu tür kaos ortamlarında kendilerini kışkırtan, güyâ kendilerine destek veriyormuş, güyâ kendileriyle dayanışma içine giriyormuş münafıklığı yaparak kendilerini cinayet işlemeye, gidip insan öldürmeye teşvik eden çevrelerin kimler olduğunu görüp, onlarla tüm ilişkisini kesmelidir. HDP ise, bizzat kendi medyasındaki, mürekkebi kan kokan, köşesinden tek yaptığı iş ve bütün uğraşı birilerini hedef göstermek olan, özellikle ve bilinçli olarak provakatif, saldırgan dil kullanan MİT ajanlarını, derin devlete çalışan karanlık kişileri medyasında, gazetelerinde, televizyonlarında barındırmamalı, kendisine yakın medya organlarında büyük bir temizlik hareketi başlatmalıdır.

Eğer her iki camiâ da bu dediklerimi yaparlarsa, “Kürd’ün Kürd’ü öldürmesi” bir daha asla yaşanmaz. Ancak HDP camiâsı Türk Solu’ndan, HüdaPar camiâsı da Türk İslamı’ndan akıl aldığı müddetçe, daha çok yeriz biz birbirimizi.

 

Kadir Amaç : Yazar-Sosyolog

kadir amaç

Öncelikli olarak şurdan başlamak lazım diye düşünüyorum:  İşgalçi Türk devleti, Kürt milletinin İŞİD teröristlerine karşı Kobané’de  elde ettiği zafere tahammül etmemiş ve  kontrolündeki paramiliter güçleri  sahaya sürerek çok sayıda insanımızı katletmiş ve o kanlı gün, tarihimize  6-7 ekim olayları olarak geçmiştir.

İkincisi; AKP-Türk devleti en son, HDP’nin ve  Kürdistan milletinin 7 Haziran seçiminde  büyük bir zaferle çıkmasına tahammül etmemiş ve kontrolünde tuttuğu paramiliter unsurları bu kez Amed’de devreye sokmuştur. TC, bu karanlık güçlerin eliyle  İhya Der başkanı Aytaç Baran’ı katletmiş ve bu alçak suikastle, HDP ve Hür Dava Partisi’ni kanlı bir çatışmaya sürükleyerek, Kürt siyasetini demoralize  ve terörize etmeyi hedeflemişti.

Allah’a çok şükür,  HDP’nin, PKK’nin, Kürd medyasının,  Kürd sivil örgütlerinin, Kürd aydınlarının, Kürd din adamlarının,  ve sevgili yurtsever halkımızın muazzam sağduyusuyla  Türk devletinin bu kontra operasyonu ikinci kez boşa çıkartıldı.

İşgalçi Türk devletinin, bundan sonra yapacağı bu tür kontra operasyonlara ve  terörist saldırılara karşı kadri şınas  siyasetçilerimiz, aydınlarımız, din adamlarımız ve sevgili milletimiz, akıl ve basiret yolunu tercih etmelidir!

Özelllikle sevgili yurtsever Kürdistan gençliğine şu ricada bulunmak istiyorum: Kesinlikle ve kesinlikle Türk devletinin  bu karanlık fırkasıyla hiç bir şekilde karşı karşıya gelmemeli ve hızlı adımlarla bu belâ ve musibet ortamından kaçmalıdır.

Son olarak şunu belirtmek isterim: Gerekçesi ne olursa olsun, Kürdlerin birbirlerinin kanlarını akıtmasını  asla meşru görmüyorum. Yani Kürdlerin birbirlerinin kanlarını dökmeleri hem haramdır hemde büyük bir belâdır. Dolayısıyla, millet olarak hepimiz kendimizi  bu haramdan ve belâdan, ırak ve firak tutmalıyız. Kürdler aralarındaki ihtilafı, rekabeti, yanlışı, kötülüğü, alçaklığı, cahaleti  ve çirkinliği nötralize etmeleri için;  ilmi, hukuki ve Kürdistani  zeminde buluşarak ve mutlaka tartışarak hep birlikte özgür Kürdistan’ın  ikbalini  yeniden inşa edebilirler.

 

Sevgi Çelik Moray : Sosyolog-Siyasetçi-Hak-Par eski PM  Üyesi

sevgi çelik moray

 

Seçim öncesinden hissedilen HDP, HÜDA- PAR gerginliği seçim günü yaklaştıkça yoğunlaştı.Mitingteki patlama ise bunu zirveye taşıdı adeta. Malumunuzdur ki seçim sonrası yer yer çatışmalar ve İHYA DER Başkanı Aytaç Baran’ın katledilmesi ise geldiğimiz vahim durumun içinden çıkılmasının ne derece zor bir hal aldığını gösteriyor.

Diyarbakır’da HDP Ve HÜDA-PAR giibi bütün STK lar olayların bir provakasyon olarak değerlendiriyor. Bence de bu olayların provakasyon olduğuna şüphe yok. Ancak kim neden bunu yapmak istiyor evvela bunları tespit etmek ardından alınacak tedbirlerle en kısa zamanda bu can kaybının ve huzur bozucu ortama son vermek gerektiği düşüncesindeyim. Tıpkı geçmişte olduğu gibi bu günde birileri halkın üzerine korku salmak, panik yaratmak istiyor.

Neden mi? Çakallar ve kurtlar puslu havayı severler de ondan. Böylelikle yapılan bir yığın pis işin üstü örtülecek ya da bu tozlu havada görünmesi zorlaşacaktır. Özellikle söz konusu taraflar olayları provakasyon olarak değerlendirse bile her iki kesimin tabanının bu denli provakasyonlara açık olması, şiddette eğilim göstererek silah kullanması her iki kesimin içinde de karanlık eller olma ihtimalini düşündürüyor. Bu içerden bir bakış açısı. Daha nesnel yaklaşacak olursak bütün bu olanlara karşın güvenlik güçlerinin gerekli hassasiyeti göstermeyip failleri ortaya çıkarmaması ve tarafları karşı karşıya getirmiş olması asıl suçlunun kim-kimler olabileceğini ve nereye hizmet ettiği konusunda gerçek bir işarettir.

Bu olayların tezgâhlayanların amacı, Kürdistan’da Kaos ortamı yaratarak, Kürtlerin akli selim düşünmesine engel olmaktır. Aynı zamanda, seçimleri manipüle ederek toplumu istedikleri yönde biçimlendirmeyi amaç edinmiş görünüyorlar.

Bizlere düşen, provakasyonlara karşı uyanık olmak, halkı uyararak öfkelerini kontrol altında tutmaktır. Halkın içinde kin ve öfkeye sevkedecek her türlü ayrıştırıcı davranıştan uzak durmak ve sağ duyu ile hareket etmek gerekir. Son olarak asıl sorumluluk Güvenlik güçlerinindir. Yaşanan olayların faillerini en kısa zamanda yakalayıp yargı önüne çıkarılması gerekir.

Bu vesile ile K.Kürdistan’da bu olaylar sırasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor,yakınlarına ve Kürdistan halkına sabır diliyorum. Omuz omuza verirsek, sağduyulu ve sabırlı olursak bu kara günlerden Vicdanlarımız yara almadan kurtulabiliriz.

 

Sıdkı Zilan :Yazar-Siyasetçi

sıtkı-zilan

 

Kuzey Kürdistan’da silahlı gücü olan yapı devlet, PKK ve Hizbullah’tır. Ve PKK hem devlet hem de Hizbullah ile doksanlı yıllarda savaştı.

PKK ile Hizbullah arasında fiili bir ateşkes 96 yılında yapıldı, lakin hem evlat hem de kuyruk acısı iki taraf için de devam etti. Hizbullah’ın STK’lar ve Hüda-Par üzerinden legalleşmesi desteklenmeli iken, PKK ve ona bağlı yapılar tarafından tazyike, saldırıya maruz kaldı ve öldürmeler, yıkmalar, yakmalar hiç eksilmedi.

Devlet; beş yıldır PKK ile Hizbullah’ı tekrardan savaştırmak için çabalıyor. Lakin Hizbullah çok ayak diretti. Lakin Kobani olayları esnasında İŞİD’leştirme ve İŞİD’e yönelik öfkeyi Hüda-Par’a yöneltme konusunda PKK’nin bir hatası oldu. Bu olaydan sonra Hizbullah tekrar silahlandı ve Şeyh Said Seriyyelerini, PKK’nin YDG-H’ne karşı konumlandırdı.

İhya-Der Başkanının öldürülmesi, Hizbullah’ın intikamını beraberinde getirdi. İhya-Der Başkanının YDG-H tarafından yapıldığı kanaati, Hizbullah tarafından kabul görüyor ve onun için intikamı da caydırıcı olsun diye yaptıklarını söylüyorlar ve PKK’den kendilerine yönelik saldırı yapılmayacağına dair yazılı güvence istiyorlar. Bu olmazsa silah bırakmayacaklarını söylüyorlar.

İhya-Der Başkanının YDG-H tarafından infaz edildiği kanaati hâkim, öldürülen diğer üç kişi ise Hizbullah tarafından intikam amacıyla öldürüldü. Taranan iş yerleri ise durumdan vazife çıkaran ve istihbaratın yönlendirmesine açık kişi veya yapılar tarafından yapıldığını sanıyorum.

YDG-H ile KCK’ya çok sayıda Türkiye devletine ait sızma vardır ve bu iki yapılanma hiçbir açıdan meşru da değildir. İŞİD’leştirme veya başka bahanelerle Hüda-Par’lıların öldürülmesi kardeş kavgasına davetiyedir. Aynı şekilde Hizbullah’a yönelik olarak misilleme dışında seçenek olmadığını fısıldayan da aynı odaktır.

Haliyle şeytanın vesvesesi veya telkini kişiyi sorumluluktan kurtaramadığı gibi, devletin fitnesi de PKK ve Hizbullah’ı sorumluluktan kurtarmaz. Bireyler için de öyle.

Kuzey Kürdistan için ortak bir milli platform lazımdır ki bu da Milli Kongre, Milli Meclis veya Milli Cephe olabilir. PKK kendisini dayatıyor, bu da Hizbullah’ta dirence sebep oluyor ve kardeş kavgasının en büyük sebebi de budur.

Diyarbakır’da 5 Haziran’da patlayan bombanın Hizbullah ile alâkası yoktur. İŞİD ismi ise MİT tarafından özellikle servis ediliyor ki sorumluluktan kurtulsun. PKK medyasının da MİT’in servis ettiği haberleri esas alması ve bu doğrultuda yayın yapması manidardır. Bunu PKK medyası içerisindeki MİT etkisine bağlıyorum. Netekim Asrın Hukuk Burosu ve ANF gibi önemli yapılanmaların tepe isimleri daha önce MİT elemanı çıkmıştı.

Hatip Dicle de belâyı Hizbullah, MİT ve PKK’den uzaklaştırmak için; bilinçli olarak İŞİD ve Tevhid Grubunu işaret etti. PKK medyası da haberi zenginleştirerek Tevhid grubunun liderinin Hizbullahçı Haci Bayancık’ın oğlu olduğunu yazdı. Tabiidir ki oğlu Hizbullahçı değil, El Kaideci’dir, buna rağmen cezaevinden tahliye edilmiştir. Kim tahliye etmiş? Türkiye devleti; ne de olsa yargı bağımsız.

Aynı PKK medyası, saldırganın Alevi-Kürt bir aileye mensup olduğuna dair haberleri es geçiyor.  Çünkü; o zaman Haci Bayancık, Hizbullah, Hüda-Par’a dair kuşkular yok olur da ondan.

Aynı PKK medyası, Hüda-Par’lı ailelerin çocukları, onların rızası hilafına El Kaide veya İŞİD’e katıldığı zaman; Hüda-Par’ın direktifiyle gitmişler gibi yayın yapıyordu.

Alevi-Kürt ve İŞİD olgusu yan yana gelemez ama Hüda-Par ile İŞİD rahatlıkla yan yana gelebilir, bu zihniyete göre.  Oysa Hüda-Par’lı gençlerin de, Alevi gencin de bu işe bulaşmasına sebep olan MİT’tir, bunu görmüyorlar, çünkü PKK medyasında; köşe başlarını hep MİT’çiler tutmuştur.

Hatip Dicle haklı. Hizbullah’ın bu işle alâkası yok ve Hizbullah derse, kardeş kavgası çıkar. PKK ve MİT ise belâlıdır ve birçok noktada ortak işleri var; çözüm süreci gibi. Öcalan ile Hakan Fidan iki sırdaş gibi iken bir birlerine bunu yaparlar mı? Tabiidir ki yapmazlar; olsa olsa bu işi İŞİD yapmıştır. Çünkü bu çirkin iş tam da ona yakışır.

 

Roza Kurdi- PAK(Partîya Azadîya Kurdistanê-Kürdistan Özgürlük Partisi) Parti Meclisi Üyesi

Bazen bir olayın faillerini doğrudan bilemeyebilirsiniz. Ama geçmişte yaşanan benzer olaylar var. Bu tür olayların  hangi güçlerin organizasyonuyla gerçekleştigi, bu tür olayların kime yaradığı sorusuna verilecek cevapla netleşebilmektedir.

Tecrübeler, karanlık görünen olayların büyük çoğunluğunun izi sürüldüğünde,  bu  izlerin devletin derin güçlerinin kapısına dayandığını göstermiştir.

Diyarbakır’daki son olaylarda da, failin devletin içindeki karanlık güçlere uzandığını söylemek mümkündür.

Bu olaylar, Kürdistan’da gerginlik, iç çatışma yaratarak Kürdistan özgürlük mücadelesini hedefinden saptırmaya, Kürtler arası diyalog ve  birlik zeminini tahrip etmeye yönelik girişimleridır. Toplumu korkutma, germe, sindirme ve Kürdistan siyaset zeminini terörize etme amaçlıdır.

Seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi,  Kürt ve Kürdistan siyasal güçleri de Kürdistan eksenli siyaseti daha da geliştirmelidirler. Kürdistan’da artık ‘’tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak’’ diyen partiler Kürdistan halkının oylarıyla silinmelidirler.Kürdistan  siyaseti, Kürt ve Kürdistani partiler arası demokratik rekabet sahnesine dönüşmelidir. Çok seslilik, çok renklilik Kürdistan siyasal yaşamının vazgeçilmez temel prensibi olmalıdır.Kimse kendisini bir başkasına dayatmamalıdır.

Kürdistan eksenli, projelerle,  Kürdistan’da ulusal demokratik mutabakat ve işbirliği esas alınmalıdır.

Kürler arası iç çatışmalara karşı da, artık kınama  çağrılarını aşan bir tutum geliştirilmelidir. Bu konuda daimi bir kurul , bir insiyatif oluşturulmalıdır. ‘’İç Barış Kurulu’’ ya da başka bir isimle, ama, bu tür olaylarda otorite olabilecek bir Kurum oluşturulmalıdır. Siyasi parti, STK ve toplumun değişik kesimlerinden temsil gücü olan şahsiyetlerden oluşabilir.

 

kaynak: http://www.kurdistan-post.eu/tr/roportajlar/diyarbakir-olaylari-icin-kurd-aydini-ne-dedi-hulya-yetisen

 

 

1 YORUM

  1. Hüda-par’ın avukatı ve ileri gelenlerinden Sıtkı Zilan, dehşet verici açıklamalarda bulunmuş. Bakın

    1- Aytaç Baran’ın katili olarak Tevhid gurubu gösterildiği halde onlardan çekiniyor olsa gerek bunu görmek istemiyor HDPyi suçluyor. Böyle yaparak Baran’a silah sıkan elleri azad ediyor ve Baran’ın kemiklerini sızlatıyor.
    2- Hüdaparlıların olaydan sonra 3 kişiyi katletmelerini normal buluyor. Bu katliam için zorunlu caydırıcı intikam ve misilleme tabirlerini kullanıyor. Tek suçu bir kahvede oturmak olan insanların günahına açıkça girdiği gibi gelişecek yeni olaylarda da böyle katliamların normal olduğunu savunuyor.
    3- PKK, KCK , YGH ile ANF , Diha gibi Kürt kurumlaırna Mit’in sızabileceğini belirtirken Hüdapara ve Hizbullah’a Mit’in girmediğini idda ediyor. Be hey Sıtkı, devlet her zaman Hizbullah’ı kullanmıyor mu, birçok jitemci Hizbullah adına cinayet işlemedi mi? Şimdi de AKP, PKK’ye karşı hüda-par’ı palazlandırmıyor mu.Mit PKK’ye sızacaktır bu normaldir. Ama PKK, Mit ile görüşürken Mit’in değil kendi çıkarlarını kollamaktadır. MİT, PKK’nin yokluğu ve tasfiyesi için çalışıyor bu o kadar açıkken ne saçmalıyorsun sen..
    4- Sıtkı Zilan, PKK’den saldırı gelmeyeceğine dair yazılı belge istiyormuş. Beyefendiye bak, oradan buradan siz gelen her saldırıdan sonra kahvahane taramayacağınızı garanti edin. En azından bu olayı kına be ayıp sana…

CEVAP VER