AX İNSAN

0
774 kez

 

İmamı Şafii (r.a.) vaiz verirken birisi soruyor; pireyi öldürürken elbisemize dökülen kan helal mı -haram mı? İmam nerelisin diye sorar? Iraklıyım. İmamı Hüseyin’i öldürdünüz. Helal yada harama bakmadınız. Helal veya haram yeni mi aklınıza geldi diye cevaplar.

 

Din/değerler vicdana hitap eden ve insanı insan yapan, adalet ve huzuru sağlayan ahlaki kurallardır. Zedelenmemesi gerekir. Zedelenmesi halinde toplumun yozlaşmasına ve özünden uzaklaşmasına sebebiyet verdiği gibi, yarınların huzursuz ve kargaşa ile geçeceğinin ve adalet ile birlikte huzurun kalmadığının işaretidir. Yaşadığımız budur. Buna NA! HAYIR!

Bu dünyaya geliş amacımızın farkında ve insan olarak bizlere yüklenen sorumluluklarımızın bilincinde hareket etmek görevimizdir. Bakış ile düşünce birleşince, mükemmel eserler ortaya çıkar. Çıkar menfaat birleşince, koku verir, herkesi rahatsız eder.

Eğer hayaller hep gerçek olsa, umut ve hülyalara ne gerek var. Geleceği birilerinin hayallerine göre tasarımlamak nedir?

Değerler üzerinden siyaset yapmak tehlikeli olduğu gibi, tükenişin alametidir. Değerler siyasete değil, siyaset değerlere göre yapılmalıdır.

Dünün mazlumu, bu günün zalimi oluyorsa, kişilerde olumsuzluklar vardır. Hakim olan egolardır, us değildir. Kişilik ile sorumluluk doğru orantılıdır. Bunlar ters duruma geçince, olumsuzluklar başlar, mazlum zalim olur.

Başkasının acısı üzerinde yükselmek, acaba hangi ahlak ve vicdana sığar?

İnkarı kültür haline getiren sistemler, varlığını cahillerin sırtında sürdürürler.

Değerleri dünya menfaatine ulaşmak için siyasi malzeme olarak kullanmak, geleceğini ipotek altına almaktır.

Türkiye’de yaşayan insanları bir arada tutan değerler üzerinde siyaset yapmak, acaba ne kadar ahlaklıdır? Bu gün ve yarınlarımız ne olur?

Eğer insanlar arasında huzur yoksa, inançların gereğini yerine getirilmediğinin göstergesidir. Din huzurdur, adalettir. Yani dinlerde olumsuzluk bulunmamaktadır. Bütün olumsuzluklar benliğini kaybeden insanlardadır.

Lütfen! Değerleri hele Kuran-ı Kerimi siyasete malzeme yapmayalım. çünkü bu coğrafyada yaşayan halkları bir arada tutan çimentodur. Lütfen!

Ben ile devam ettiğimiz müddetçe, hiç bir yere varamayız. Biz ile hayata başladığımızda, diğer halklar gibi halk oluruz. Huzur ve adalet içinde yaşarız.

Bakmak; gönül güzü ile görmek ve çıplak gözle görmek arasındaki ince çizgi; doğrularla hareket etmektir.

Söylemle uygulama arasında çok fark vardır. Kişinin aynası uygulamadır.

Hayat; uğruna emek verecek kadar güzeldir. Hele paylaşımın esas alındığı bir hayat ise, nimettir. Çünkü İslam dininin temeli paylaşımdır.

Vicdanla cüzdan arasında sıkışan, kararsızlıkla umut arasında gelip giden insan, acaba ne kadar sağlıklı düşünebilir?

Değerler; insanların bir arada huzur ve adalet içinde yaşamalarını sağlayan kurallardır. Kurallara riayet gerekir, ticari yaklaşım değil.

Sorunun kendinde olduğunu anlamayan, hep başkasını suçlayarak nereye kadar yola devam edebilir!

Maddi ve manevi değerleri yerinde ve insanların hizmetinde kullanarak, paylaşmayı esas alanlar insandır. Bizler bu kriterlerin neresindeyiz?

Şahısların menfaatleri doğrultusunda geliştirdikleri düşünceyi merkeze koyarak, etrafına devleti ve devletin etrafına da kurumları ihata duvarı yaparak geliştirdikleri sistem/devlet acaba ne kadar adaletli olur? Bu gün yaşadıklarımız bu sistemin aynasıdır.

Akıl ile hareket edildiğinde sultan, his/ego ile hareket edildiğinde ise rezil olunur. Maalesef günümüzde hisler hakim durumdadır.

Gerçekleri bilmeden konuşmak cahilliktir/bilmezliktir. Gerçekleri inkar ederek, menfaat doğrultusunda hareket etmek ise, adaletin zedelenmesi ve birlikte yaşamın yara almasıdır, zalimliktir. Hepimiz için tehlikenin sirenidir. Buna HAYIR/NO…

Düne, bugüne ve yarına ışık tutacak hünerli insanlara ihtiyaç vardır. Sorumluluk hırsa yenildiği zaman, kaos, zulüm ve insan ölümleri ile birlikte adaletsizlik hakim olur.

Yerinde söz söylemek sanattır. Sorumlulukla insanları adalet ve huzur içinde yönetmek ise hünerdir. Egosuna yenilenler sadece kendilerine yaşam hakkı isterler, diğer halkları hizmetkâr olarak görürler. Ya gerçekler…

İnsan ve insanlık kişilerin kanında olması gerekir. Yani kendini bilen insandır. Güce ve maddiyata göre yaşama hayır!

Hırs uğruna insanlara zarar verenler, acaba hangi tür mahlûktur? Empatiden yoksun sorumluluk koltuğunda oturan yönetici, acaba adaleti ve liyakati ne kadar gözetir?

Günümüzde kültür haline getirilen “iyilik yapana, kötülükle karşılık verilir” deyişi, insanın özünden uzaklaşma halidir.

Benzetme; insanlarla diğer canlılar arasında fark yoktur. Ancak bu benzetme gerçekleri dile getirmiyor. Çünkü insan düşünen varlıktır. Haliyle diğer canlılardan ayrıdır.

Hayatın kendisi mücadeledir. Mücadelede temel doğrular üzerinde yol aldığın müddetçe, doğru yolda olan sensin. Doğrulardan ayrıldığın zaman, diğerlerinden farkın kalmaz.

Sorunlara ahlaki açıdan bakıldığı zaman, daha objektif bir bakış açısı geliştirebildiğin gibi empatide kurabilirsin. İlkeli yaklaşım esastır.

Varlığını mülk ve güçten alan insanlar, gerçeğe gözleri kapalı, hırs yolunda tam menzil yürümeye devam ederler. Gerçeklerle yüzleştiklerinde afallarlar.

Sorunları maddi menfaate nasıl çeviririm diye yaklaşım göstermek, ahlaki midir? Ülkemizin ileriye değil, yerinde saydığını hatta tıkandığını görmekteyiz. Tıkanma nedenini ortaya çıkarmak kimin görevidir? Politikacılar ve stratejiler hangi gün için varlar?

Yönetici makamında bulunup ta hisle hareket eden sorumlular, acaba gerçeği ne kadar görebilir? Yokla, inkarla geliştirilen yöntemin sürekliliği var mı?

Sorumluluk mevkiinde oturanlar, hesap sormadan önce, kendilerini sığaya çekseler, böyle hareket edeceksiniz in karşılığı SANA NE’yi işitmezler.

İradeli duruş, geleceğin

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER