Üç Ay Sonra Öleceğinizi Bilseniz Ne Yaparsınız?

1
965 kez

Allah hepimizi ölümcül hastalıklardan korusun, bize hayırlı bir ömür nasib etsin. Bizler faniyiz, ölümlüyüz. Belirli bir vakte kadar yaşayacak, ondan sonra rûhumuzu teslim edecek ve Rabbimiz’e döneceğiz.

“O’ndan geldik ve tekrar O’na döneceğiz.”

Ancak, “imtihan alanı” olan bu dünyada ne kadar yaşayacağımızı, ne zaman öleceğimizi hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki iki gün sonra öleceğiz, belki de seksen yıl daha yaşayacağız. Ne ne zaman, ne de nasıl öleceğimizi biliyoruz.

Ölümü hiç düşündünüz mü?

Allah korusun, diyelim ki çok kötü bir hastalığa yakalandınız. Doktora gidip her türlü muayeneyi oldunuz. Sizi muayeneden geçiren doktorlar, üzgün ve yüzleri sapsarı kesilmiş bir halde sizi karşılarına oturttular ve yüzünüze karşı aynen şunları söylediler:

“Bunu size açıklamak gerçekten çok zor ama açıklamak zorundayız. Üzgünüz, Allah’tan umut kesilmez ama üç ay ömrünüz kaldı. Üç ay sonra öleceksiniz.”

Ne yaparsınız?

Sahi, ne yaparsınız?

Yanıtlarınızı duyar gibiyim:

“Üç ay boyunca her gün insanlara iyilik yaparım. Hayır işlerine girişir, bol bol sevap kazanmaya çalışırım.”

“Kalplerini kırdığım, üzdüğüm insanlara ulaşmaya çalışır, onların gönlünü almaya, bana haklarını helal etmelerine çalışırım. Küs ve kavgalı olduğum kimselerin ayağına gider, muhatabım haksız bile olsa ben özür diler, barışırım onlarla.”

“Namaz kılmaya başlarım.”

“Fakir ve kimsesizleri doyurur, onları giydiririm. Banka hesabımdaki paranın yüklü bir kısmını çeker, bu parayı yoksullar, açlar, kimsesizler ve muhtaçlar için harcarım.”

“Günahlarımı bağışlaması için her gece Allah’a dûâ ederim. Yaptığım kötülüklerden, işlediğim günahlardan, ifa ettiğim suçlardan dolayı pişmanlık duyduğumu itiraf eder, tevbe ederim.”

“Birine borcum varsa bunu ne edip edip bir an önce ödemeye çalışırım. Üzerimde hiç kimsenin hakkı olmamasına, üzerimde kul hakkının bulunmamasına çalışırım.”

“Örtünürüm.”

“Anne ve babamın gönlünü almaya çalışır, bana haklarını helal etmesini sağlarım. Onların hayır dûâlarını alırım.”

“Çocuklarıma bol bol zaman ayırır, onları gezdirir, oyun parklarına götürürüm ve onlarla oynarım.”

“Bir yetimhaneyi, çocuk yuvasını ziyaret eder, oradaki çocuklara oyuncaklar, çikolatalar alır, onları sevindiririm. Yetimlerin dûâsını almaya çalışırım.”

“Herhangi bir mesleğim, zanaatim veya sahip olduğum bir yeteneğim varsa, bunu birine öğretirim. O kişinin benim aracılığımla bundan ekmeğini kazanmasını sağlarım.”

“Kızılay’a kan bağışında bulunurum.”

“Hapishanedeki düşünce mağdurlarını ziyaret eder, onlara destek ve moral veririm.”

“Biribirlerini seven ama paraları olmadığı için evlenemeyen bir çiftin düğününü yaparım, hatta evlerini, bütün mobilyalarını dizerim.”

“Ailesinin maddî durumu olmadığı için okuyamayan bir çocuğu okuturum, okul masraflarını karşılarım.”

“Yaşadığım yerleşim biriminde bozuk olan bir yol veya cadde varsa, onarırım. Masraflarını kendi cebimden ödeyerek o yolu düzeltirim.”

“Camiî ve kahvehane sayılarının biribiriyle yarıştığı ülkemizde, ben her ikisinin de ihtiyaçtan fazla olduğuna hükmeder, farklı olanı yapar, kütüphane olmayan ilçemde bir kütüphane açarım.”

“Az uyur, az tüketirim. Sevdiğim, hoşlandığım şeyleri yaparım. Hangi iş ve uğraş beni mutlu ediyorsa, onunla meşgul olurum.”

“Hiç kimsenin gıybetini yapmam, kimsenin arkasından konuşmam, kimseyi kötülemem. Hiç kimseyi incitmem, kalbini kırmam.”

İçinizden geçenleri, kalbinizde olanları ne güzel okudum, değil mi?

Üç ay ömrünüz kalması halinde yukarıda saydığımız fiillerin birçoğunu birden yapacağınıza tereddütsüz inanıyorum.

Sayılı günleri kalan hiç kimsenin, son günlerinde kötülük veya şer tasavvur edeceğine ihtimal vermiyorum. Yaşadığımız toplumda hiç kimse kalkıp da, “madem ki üç ay sonra öleceğim, o halde gitmeden önce dilediğim kadar kötülük yapayım” diye aklından geçirmez, “nasıl olsa öleceğim, ölmeden önce bir iki cinayet işleyeyim” veya “giderayak şu memleketin tekerine çomak sokayım, bir iki yeri bombalayayım, terörü tırmandırayım” ya da “ölmeden önce bir iki hırsızlık, tecavüz, ırza geçme, yağmalama olayına girişeyim” diye düşünmez. Aramızda öyle düşünecek birileri varsa, mümkünse son günlerini tımarhanede geçirsin, cehenneme gidene kadar gözetim altında tutulsun.

Dedik ki, üç ay sonra öleceğimizi bilsek, hep iyi şeyler yapmak isteriz. Ve yaparız.

Peki…

Bütün bu saydığımız güzel şeyleri yapmamız için, illa ki üç ay sonra ölmemiz mi gerek? İlla ki ömrümüzün son günlerini mi yaşıyor olmamız lazım?

Üç ay değil, isterse 103 yıl daha yaşayalım, önümüzde upuzun bir hayat olsun, bu saydıklarımızı yapsak, ne kaybederiz?

Hem Allâh-û Teâlâ’nın razı olacağı, hem anne babamız ve çocuklarımızın hoşnut olacağı, hem toplumun, ülkenin, fakirlerin, yetimlerin, kimsesizlerin memnun kalacağı bu güzellikleri yaşasak ve onlara yaşatsak, ne kaybederiz?

Yoksa yakında öleceğimizi bilmemiz, psikolojik bir etki mi sağlıyor? Eğer öyleyse, üç ay sonra öleceğimizi varsayalım, kendimizi buna şartlayalım ve bunları sırasıyla yerine getirelim.

Eğer daha uzun yaşarsak, ölmediğimiz için üzülmeyiz, merak etmeyin.

—–

     (*) İbrahim Sediyani’nin yeni çıkan “Sözlerim Var Sevgiye Dair” kitabından alınmıştır.

ufkumuz.com

 

kitap-haber-1-005

1 YORUM

CEVAP VER