Siirt’te Artan Hak ihlalleri! Neler Oluyor?

3
996 kez

Siirt’te Artan Hak ihlalleri! Neler Oluyor?

Türkiye’de yoğun demokrasi mücadelesine rağmen her gün bireysel özgürlükler ve hukukun tarafsızlığı konularında geriye gidildiğini görüyoruz. Özellikle dönemsel bazı reformist ve ilerlemeci tutumlarına karşın bugün AKP’nin siyasete dayattığı vesayetçi, totaliter ve tekçi yaklaşımla birlikte bunun hızlandığını söyleyebiliriz. Bu sebeple halkımız 7 Haziran seçimlerinde AKP iktidarına kırmızı kart vermiş ve bu gidişata dur demiştir. Ne var ki mevcut geçici AKP hükümeti, 7 Haziran sonrasında birçok üst düzey atamalarla geçmişten devam eden kadrolaşma çalışmalarını sürdürmüş ve hem içte hem de dışta ülke için kritik birçok konuda yetkisi olmamasına rağmen ciddi kararları tek başına almıştır. Dolayısıyla “millet iradesi” vurgusu yapanların bugün milletin tercihine pratikte saygı göstermediğine açıkça şahit oluyoruz.

Sistematik hale gelen baskılar

Burada açıkça belirtmeliyiz ki hukuk da demokrasi de bir gün herkese lazım olacaktır. Bu önemli bir konudur. Ne var ki başta Siirt olmak üzere birçok yerde işgüzar devlet yetkilileri tarafından keyfi uygulamalara rastlıyoruz. Geçen aylarda Siirt’in Pervari ilçesine bağlı Doğan köyünde yaşananlar kamuoyunda yer aldı. Seçim çalışmaları döneminde sırf köyün yaşlı heyetiyle birlikte nezaketen HDP heyetini karşıladı diye başta köyün fahri imamı olmak üzere mülki amirlerce köylülere baskı uygulanmış ve köy imamının köyü terk etmesi hem sözlü hem de resmi olarak istenmişti. Bunun sonucunda Ramazan ayından bu yana Doğan köylüler bunca baskıya rağmen fahri imamlarına sahip çıktılar. Ama hâlâ açık arazide namaz kılmaya mecbur bırakılmış durumdalar. Bunun hem dini hem hukuki hem de vicdani kabul edilebilir bir tarafı var mı?

Diğer bir olay da yine yakın zamanda yerel basında yer alan Siirt Üniversitesi öğrencilerine yönelik açılan soruşturmalardır. Neydi bu öğrencilerin suçu? İran’da tecavüzden kaçan bir Kürt kadınının ölmesini protesto etmek ve yolu trafiğe kapatmak. Tam bir skandal. Kadın  cinayetlerine ve tecavüze karşı kamuoyu oluşturmak, hem de en doğal anasal hakkını kullanarak bunu yapmak suç oluyor. Ayrıca bu öğrenciler, üniversite kampüsünde ya da ders saatleri içinde bunu yapmadılar. Tabii anlaşıldığı kadarıyla bu soruşturmalar Emniyet’in talebiyle açılmış. Peki Siirt Üniversitesi yetkililerine düşen bunu hemen bir emir telaki edip öğrencilerine soruşturma açmak mı yoksa öğrencilerini korumak mı? Takdir sizin…

Sen misin saldırıyı kınayan?

Siirt’te bunların dışında yaşanan diğer bir skandal uygulamayı ise HDP Siirt milletvekili Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ın Meclis’te verdiği soru önergesi ve yaptığı basın açıklamasından öğreniyoruz. Meclis’teki basın açıklamasında Yıldırım durumu şöyle izah ediyor: “Sağlık Emekçileri Sendikası emekçileri, Deniz Feneri ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında yapılan protokolü protesto etmek ve bunu kamuoyuyla paylaşmak için Siirt’te Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü önünde 27 Mayıs 2015 tarihinde gerçekleştirdikleri basın açıklamasına katılmamaları noktasında tehdit edilmişlerdir. Daha sonra da Nuri Yılmaz gibi sahte ad ve soyadı ile Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne, SES üyeleri hakkında ihbar mektupları gönderilmiş; İl Müdürlüğü tarafından bu ihbarlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına iletilmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise bir denetçi göndermiş ve 9 SES üyesi hakkında soruşturma açılmıştır. Ne var ki denetçi tarafından açılan soruşturmaya yukarıda belirtilen protestodan bağımsız olarak, HDP’nin 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır’daki mitingine yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırıyı kınamak suç olarak resmi yazıda belirtilmiştir. Zaten SES Genel Merkezi, üyelerini de bağlayacak şekilde olayı kınarken SES üyelerinin de kişisel facebook hesapları üzerinden “HDP’ye yapılan ırkçı saldırıları kınıyoruz” demeleri soruşturma konusu olarak ele alınmıştır.” Açıklamasının  devamında da Yıldırım bu çelişkili duruma “Bu ülkede ırkçılığa karşı durmak, bir katliamı kınamak ne zamandan beri suç sayılmaya başlandı? Hangi parti ve cenahtan olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yapılan katliamları kınamak ne zamandan beri siyasi parti yandaşlığı olarak görülmeye başlandı?” şeklindeki sorularla dikkat çekmektedir.

Oysa barbar ve tecavüz örgütü IŞİD, ülkemizde başta Suruç ve Diyarbakır katliamı olmak üzere Niğde, Mersin ve Adana’da çeşitli saldırılar gerçekleştirdi. Bu vahşi örgüte karşı tüm dünya safını netleştirmişken ülkemizin de duruşunu sorgulaması gerekir. Bu sebeple IŞİD’in Diyarbakır’da gerçekleştirdiği saldırıyı, duyarlı herkes gibi devlet memurlarının kınaması da bir vatandaşlık ve yurtseverlik görevi değil midir? Ama anladığımız kadarıyla ülkenin her yerinde olduğu gibi Siirt’te de keyfi ve işgüzar uygulamalar söz konusudur. Çünkü bugün terör bahanesiyle ülkenin birçok yerinde demokrasi güçlerine yönelik gözaltı ve tutuklama furyası devam ediyor. En son geçen haftalarda Eğitim Sen Genel Merkezi polisler tarafından gayri hukuki olarak basılmıştır. Bu anlamda Siirt de adeta pilot bölge ilan edilmiş durumda. Son süreçte KESK, Eğitim Sen ve SES gibi kamu emekçilerine yönelik baskıların birbirinden bağımsız olmadığını söyleyebiliriz. Özellikle “terör örgütü propagandası” ve sadece HDP kastedilerek “Siyasi  parti propagandası” gibi suçlamalarla kamu emekçilerine yönelik baskıların artması endişe vericidir.

Hukukta aslolan bireyin özgürlüğüdür

Siirt başta olmak üzere birçok yerde 657’nin kamu emekçilerine karşı bir sindirme aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Ama bu yasanın birçok noktada belirsizlik içerdiğini ve genellikle kamu emekçilerinin sendikal haklarını engellediğini görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu da 12 Eylül 1982 darbesinin ürünüdür ve birkaç hafta önce bu darbeyi yapan komutanların sonuncusu da ölmüştür. Fakat ülkemiz vatandaşları bunların yaptıkları darbenin mağduru olmaya devam ediyorlar. Evet, bu kanunun 7. maddesine göre, devlet memurları “hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.” Ama bilmeliyiz ki 657’nin 7. maddesinin özellikle bu bölümü darbe ürünü olan 1982 Anayasasına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Çünkü anayasanın siyasi partileri düzenleyen 68. maddesinde, devlet memurlarının siyasi parti üyesi olamayacakları düzenlenmiştir. Ancak devlet memurlarının herhangi bir siyasi partiyi desteklemeyecekleri, herhangi bir siyasi parti lehine veya aleyhine açıklama yapamayacakları, destekledikleri siyasi partiyi gizli tutacakları şeklinde akla ziyan düzenlemeler bulunmamaktadır. Aksine anayasanın 25, 26 ve 31. maddelerinde, ayrım yapılmaksızın herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu, herkesin düşünce ve kanaatlerini yayma hakkına sahip olduğu ve bu konuda kitle iletişim araçlarından yararlanma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Yani kağıt üzerinde de olsa Anayasa ve hukuk da “aslolan özgürlüktür” diyor.

Bu sebepledir ki Anayasa’da tanımlanan temel hak ve özgürlükler, ancak Anayasa tarafından veya Anayasa’dan alınan bir yetki ile kanunla sınırlanabilir. Ancak bu sınırlamalarda hakkın özüne dokunulmaması esastır. Şayet hakkın özüne dokunuluyorsa, o sınırlama Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’ne aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin kamu görevlilerinin kişisel fikirlerini kamuoyuna açıklayabileceğine dair birçok kararı bulunmaktadır. Nitekim Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda bu konu görüşülmüş ve komisyon üyesi 4 parti tarafından da, memurlara siyaset serbestîsi getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Darbe artığı olan 657 sayılı Devlet Memurluğu Kanunu’nun, Anayasaya ve AİHS’ne aykırı olan ve kaldırılıp çöpe atılması gereken bir maddesinin, özellikle partimizi desteklediğini ifşa eden SES üyesi memurlara baskı aracı olarak uygulanması kabul edilemez. Sosyal medyada AKP’yi veya diğer siyasi partileri desteklediğini ifşa eden birçok memur olduğu ve bu memurlara aynı uygulamanın yapılmadığı aşikârdır.

İbrahim GENÇ

3 YORUMLAR

  1. Cahil kalmış şehir zümre sınıfının yaşadığı yer. Sırtını devlete vermiş niteliksiz bir avuç azınlığın yaşadığı ve bu azınlığın çıkarlarını kaybetmemek için her türlü ayak oyunlarının oynandığı mekan. İşin üzücü yanı eğitimli be yetkili insanların bu durum karşısında üç maymunu oynuyor olmalarıdır.

  2. Siirt tipik kendimi seçkin zannedenlerin yaşadığı bir taşra kentidir. Giderek azalan bu beyaz siirtli imtiyazlı sınıf maalesef kendini çağa ve çağın düşünce tarzına uydurmayı başaramamıştır. Yazık çok yazık.üzülüyorum bu mantık sahiplerine. Bunlar akıntıya karşı kürek çekenlerdir.

  3. Neler mi oluyor. HDP barajı geçti. Başkanlık hesapları suya düştü. Terör, meror bahane. İktidarı terketmeme adına tüm ülke ateşe atılacak. Oysaki savaş ne kötü şeydir. Ve nereye varacağını asla bilemezsiniz. Silahlar konuşmaya başlamışsa, herkesin susmasini istedikleri içindir. Yazik olacak memlekete.

CEVAP VER