Suç makinesi tugayları yeniden Kürdistan’da

1
2.412 kez

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeyi ateşe atma pahasına başkanlığını garantilemek ve uluslararası alanda sorgulanmaya başlanan meşruiyeti nedeniyle kendisini sağlama almak için devreye soktuğu savaş konseptini derinleştiriyor. Katliam talimatı anlamına gelen açıklamalarda bulunan Erdoğan’ın sözlerinin ardından 90’lı yıllarda halka karşı işlenen savaş suçlarında adeta suç makinesi haline gelen Bolu ve Kayseri tugayları yeniden bölgeye gönderiliyor. Konseptin startı AKP’nin yeniden Ergenekon uzantıları ile ittifak yapması, Musa Çitil gibi işkence, katliam ve tecavüz sanıklarının rütbelerini yükselterek yeniden bölgeye gönderilmesi ile verilmişti.

Türkiye halklarının savaş karşıtı, çözüm ve barış talep eden tutumuna karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan “tek terörist kalıncaya kadar operasyonlar sürecek”, “kazılan her çukurun hesabı sorulacak” sözleriyle savaşın derinleşeceğinin mesajlarını veriyor. Son dönem çatışmalarda yaşamını yitiren asker ve polislerin cenaze törenlerinde AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş politikalarına dönük tepkiler artmasına rağmen, Erdoğan’ın “mesajlarını” alan AKP medyası operasyonları ve katliam girişimlerini meşrulaştırmak için harekete geçerken, Kürdistan’da ise özel savaş elemanlarının savaş suçu niteliğindeki uygulamaları her geçen gün artıyor.

Son savaşçı Erdoğan!

Savaş konseptinin derinleştirilmesiyle birlikte gündeme alınan baskın seçimde yaşanacak ölümler, yaratılan kaos ile sonuç almak isteyen AKP, aynı zamanda Kürt siyasetini bütünüyle hedef tahtasına oturtmuş durumda. Ancak hesapları sadece seçimle sınırlı olmayan AKP, dışarıda kaybettiği meşruiyeti üzerinden yaşadığı kaygı ve korku halini başlattığı savaşla bastırmaya çalışıyor. Bu amaçla, 90’lı yılların bütün savaş unsurlarını daha da genişleterek bölgeye sürüyor. Çıkarılan İç Güvenlik Paketi ve İçişleri Bakanlığı yönetmenliğinin değiştirilmesiyle 90’lı yılların uygulamalarını buluşturan AKP, “demokratik talepler” etrafında süren Kürt isyanını “kesin kes bastırmak” istiyor. Oysa geçmişte bu hevesle iş başına gelen çok sayıda hükümet, halka karşı işledikleri bütün suçlara rağmen bunu başaramayarak tarihin çöp sepetine atıldı. 90’lı yıllar boyunca bölgeyi kasıp kavuran Tansu Çiller’in DYP’si bugün siyaset sahnesinde bile değil.

Gayri nizami savaş yapılanmaları artırıldı

Yeni savaş konsepti ekseninde, 90’lı yıllar boyunca halka karşı faili meçhul cinayetten, köy boşaltma, dışkı yedirme, tecavüz, katliamlarla gündeme gelen özel savaş güçleri de devreye sokuldu. Yeni savaş konseptini Ergenekon unsurları ile Kürtlere karşı savaşta ittifak kurarak, Musa Çitil gibi, köylülerin katliamı ve tecavüz davalarından yargılanan kişileri son YAŞ toplantısında terfi ettirerek başlatan AKP, son olarak kabarık suç sicili ile dikkat çeken Bolu ve Kayseri Tugaylarını yeniden bölgeye göndermeye başladı. AKP iktidarı aynı zamanda kendi döneminde JİTEM, Hizbullah gibi geçmiş dönemin karanlık yapılarının yanı sıra, yeni dönemde kendisine bağlı yeni özel savaş birimleri de yarattı. Türkiye menşeili ve direk “içeriden” organize edilen bir çok yapının yanı sıra uluslararası alanda terör örgütü olarak kabul edilen vahşet örgütü DAIŞ gibi yapılar ise hem Rojava’da AKP hükümeti adına Kürtlere karşı “vekalet savaşı” yürüttü hem de son seçim sürecinde başta Diyarbakır mitingindeki katliam girişimi ve Suruç’ta sosyalist gençlere dönük katliamda olmak üzere “çok amaçlı” bir kirli savaş organizasyonu olarak yerini aldı.

Tüm bunlarla birlikte, geçmişte “başı boş” hareket eden bir çok özel savaş yapısının da AKP döneminde bir merkezden yönlendirilmeye ve organize edilmeye başlandığı da bilinmekte.

Tugaylar ‘özel savaş’ kapsamında eğitildi

Peki kim bu yapılar? Bolu ve Kayseri Tugayları 90’lı yıllar boyunca Kürtlere karşı her türlü işkenceyi ve katliamı gerçekleştiren bir özel savaş birimi. Daha sonra ortaya çıkan toplu mezarlarla son yıllarda ismi sık-sık gündeme gelen söz konusu özel birlik, 90’lı yıllardaki topyekûn imha savaşı kapsamında bölgede konumlandırılmıştı. Kimi kaynaklara göre bu tugaylar doğrudan İsrail tarafından “özel savaş” kapsamında eğitildi. Bu iddiayı en son AKP’nin öncül partisi olan Saadet Partisi dile getirmişti. Saadet Partisi Bolu İl Başkanı Abdullah Uzun, yıllar önce yaptığı bir açıklamada, İsrail Genelkurmay Başkanının Türk Genelkurmay Başkanını ziyareti sırasında “İsrail askerlerinin Bolu dağlarında yetiştirilmesi” ve “Türk askerlerinin eğitilmesi” talebinde bulunduğunu ifade etmişti. Söz konusu tugay sayısız savaş suçu ile anılırken hatırlanan ve yargılandıkları birkaç olay şöyle:

* Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yalımlı (Xosor) köyünde 1994 yılında 70 yaşındaki Bahri Budak ile 14 yaşındaki torunu Metin Budak, Bolu Komando Tugayı tarafından kaybedildi.

* Bitlis’in Hizan ilçesi Kulludere beldesine bağlı Kayadeler (Uskunduz) köyü, 1993 yılı Mayıs ayında Bolu Dağ Komando Tugayı’na bağlı askerler tarafından boşaltıldı, evler tamamen ateşe verildi. Bolu Tugayı, köyü yakmakla yetinmedi, köy ateşe verilmeden bir gün önce köyün boşaltılmasına karşı çıkan Hurşit Döner isimli köylüyü de evinden alıp götürdü ve Döner’in cesedi bir gün sonra köyün 200-300 metre dışındaki derede taşların arasında bulundu.

* 1993 yılında boşaltılan, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy’de gözaltına alınan ve kendilerinden yıllarca haber alınamayan 11 kişiye ait toplu mezar 2005’te bulundu. 11 köylünün Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerlerce öldürüldüğü ifade edildi.

* 24 Mayıs 1994’te Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Çağlayan köyü Deveboyu Mezrası’na Bolu Komando Tugayı’nın düzenlediği operasyon sırasında gözaltına alındıktan sonra kurşuna dizilen ve daha sonra cesetleri yakılan 8 köylünün kemikleri, 2004 yılında Kulp’a bağlı Bağcılar köyü Düzpelit Mezrası Kevrokok Mevkii’nde bulundu.

*Bolu Tugayı, Dersim’de de birçok köy yakma ve boşaltmanın mimarı olarak ismini duyurmuştu. 1994’te Dersim’in Gökçek köyü Mirik Mezrası’nda 7 köylünün kaybedildiği olayda da Bolu Tugayı’nın parmağının olduğu ortaya çıktı. Dersim genelinde faili meçhul 50 kişinin de bu tugay tarafından kaybedilerek, öldürüldüğü belirtiliyor.

* Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 1999 yılında Öveç Yaylası’nda 7 kişinin öldürülmesinden de Kayseri Dağ Komando Tugayı sorumlu tutuluyor. Bunca köy yakma, boşaltma, cinayet ve katliama rağmen Bolu ve Kayseri tugayları hakkında yapılan tüm hukuki girişimlerin de sonuçsuz kalması dikkat çekiyor.

* 8 Ekim -25 Ekim 1993 tarihleri arasında Kulp-Muş-Lice bölgesinde General Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda köy ve mezralarından toplanarak gözaltına alınan 11 kişiden bir daha haber alınamadı. Gözaltına alındıktan sonra kayıp olan kişilerin aileleri 1993 yılında ilgili savcılıklara başvurmuşlarsa da bir sonuç alamadılar ve 1994 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdular. Mahkeme 31 Mayıs 2001 yılında davayı sonlandırarak, 11 kayıp kişinin ölümünden sorumlu olduğu ve etkili bir soruşturma yürütmediği için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin, 3. Maddesinin ve 5(1). Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etti. Ertürk benzer birçok katliam nedeniyle Türkiye’de yargılandığı davalardan AKP döneminde aklandı.

Hakkari merkezli Efeler

Efeler taburu ise daha sonraki yıllarda AKP döneminde oluşturulan yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Hakkari merkezde faaliyet yürüten yapı, 24 Kasım 2006’da İslam Terkoğlu isimli köylünün öldürülmesi ve benzer bir çok olayda gündeme geldi. 1999-2004 arasında Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı yapan emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız da, Efeler Taburu’nun Yüksekova’da kendisine bağlı çalıştığını söylemişti. Parmaksız, taburun “gözü kara insanlar”dan oluştuğunu itiraf ederek, yaptıkları operasyonların bir “gereklilik” olduğunu savunmuştu. Efelerin özellikle çatışmasızlık döneminde örgütlendirilmesi dikkat çekiyor.

Tamamen subay, astsubay ve uzman çavuşlardan oluşan Efeler Taburu’nun, PKK’lilerin kıyafetlerini giyerek köylerde istihbarat çalışması yaptığı belirtiliyor. Emekli Yüzbaşı M. Zekeriya Öztürk ise tabura ilişkin şu bilgileri vermişti: “Muharebe sahasında veya operasyon esnasında telsiz irtibatını sağlayan, silah teknisyenliğini bilen sıhhiyeci, kendi kendisine yetecek şekilde yetişmiştir. Tam donanımlı bir birliktir. Hatta birçok tim komuta kademesi diplomasi eğitimi bile alır. Bunlar sızma yapabilir, keşif görevi yapabilir. Gerekiyorsa düşman kıyafeti de giyecektir. Bu birlikler doğrudan çatışma bölgesine noktaya giderler. İki kişi birbirine zimmetlidir. Tuvalete gitse haberi olur. Uyusa öbürü ayakta kalır. Çatışma ortamında birbirlerini kollarlar.”

Şırnak’ta Hançer Timi…

Aslında bu yapılanma 90’lı yıllardan kalsa da AKP döneminde aktifleştirilen yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Korucu, özel harekat timi, itirafçılar, Kürtlere karşı kin besleyen seçilmiş askerlerden ve kayıt dışı savaş unsurlarından oluşturulan Şırnak Merkezli hareket eden, Botan bölgesine yayılan yapılanma, kırsal alanda operasyonlar yapsa da Kürt legal kurumlarına karşı faaliyetlerle de gündeme geldi. Ayrıca JİTEM gibi, “gerilla” kıyafetleriyle hareket etme, bilgi ve istihbarat toplama, köy baskınları gibi faaliyetler yürüttüğü birçok kez kamuoyuna yansımıştı.

Nusaybin’de 2013 yılında birçok vatandaş cep telefonlarına gelen şu mesajla karşılaşmıştı: “Vatanın bölünmez bütünlüğünü korumakla, şanlı bayrağımızı göklerde yüceltmek, şehitlerimizin kanlarını yerde bırakmamak için 1 Zınar Boğa, 2 Necdet Tarlak, 3 Mesut Aslan ve 4 Azad Tahiroğlu’nu gebertmeyi boynumuzun borcu bildik. Ne mutlu Türküm diyene yakın zaman (hancer timi)” mesajları atılmıştı.

Hançer Timi, Temmuz 2009’da Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde Berxbir Festivali’ne katılmaya giden Necman Ölmez (35) ve Ferhat Ediş’i (35)’yi bulundukları araçtan alıkoyduktan sonra başlarını taşla ezmiş ve göğüslerine birer kurşun sıkarak öldürme olayı ile gündeme gelmişti. Ayrıca bu konuda Şırnak’da “Hançer Timi” üyesi oldukları belirtilen 6’sı korucu toplam 9 kişinin yargılandığı bir dava açılarak ölümlerden bu yapılanma sorumlu tutulmuştu.

DİHA

1 YORUM

  1. Bu planları yok etmek için çok kolay bir çözüm var:
    PKK silah bırakır, Türkiye’deki eylemlerini sonlandırsa erdoğan’ın sözde planları da başarısız olur.

CEVAP VER