‘Vatan sağ olmasın çığlığı cenazeler gelmeden de yankılanabilsin’

0
446 kez

AKP’nin Kürdistan’da tırmandırdığı savaşın bir parçası olmamak ve savaşın insan kaynağını kurutmak için gençlere askere gitmeme, askerde olanlara ise firar etme çağrısında bulunan vicdani retçiler, Kürt halkının özyönetim talebinin meşru ve demokratik bir hak olduğunu, özsavunmanın ise şiddetle bastırılamayacağını söyledi.
AKP yeniden tek başına iktidar olmak için Kürdistan’da savaşı tırmandırıp, Cizre, Silopi, Yüksekova, Sur gibi bir çok ilçede sivil halka katliam dayatırken, Kürdistan halkı ise devlet şiddetine öz yönetim ve öz savunması ile direniyor. Savaşın karşısında duran ve savaşın bir parçası olmamak için gençleri vicdani redde, askerleri ise firara çağıran vicdani retçiler de savaşın topyekun dayatıldığı günlerde İstanbul’da Uluslararası Vicdani Ret Sempozyumu düzenleyerek, savaşın insan kaynağını kurutmanın yollarını ve vicdani reddi tartıştı. Vicdani Ret Derneği Eşsözcüsü Merve Arkun, vicdani retçilerin avukatı Davut Erkan ve vicdani retçi Ercan Aktaş, AKP’nin Kürdistan’da tırmandırdığı savaş ile Kürt halkının geliştirdiği öz savunma ve öz yönetim hakkındaki görüşlerini DİHA’yla paylaştı.

‘Vatan sağ olmasın çığlığı cenazeler gelmeden de yankılanabilsin’

Aynı zamanda Vicdani Ret Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Davut Erkan, asker cenazelerinde yankılanan “Vatan sağ olmasın” çığlıklarının cenazeler gelmeden de yankılanmasını istediklerini belirterek gençlere, bu savaşın parçası olmama çağrısında bulundu. Erkan, Rojava’da yeşertilen devrimin, bugün devletin şiddetine karşı Kürdistan halkının kendisini savunma durumunun, vicdani ret hareketine ve anti-militarist harekete de yeni bir perspektif yaratma zorunluluğu doğurduğunu dile getirdi. İnsanların politik olarak öz yönetim haklarını kullanmasının kendilerini ne şekilde yöneteceklerine karar verme hakları kapsamında değerlendirilmesi gereken konulardan olduğunu vurgulayan Erkan, bu yönetim tercihinin ise kesinlikle şiddet ve savaş uygulayarak bastırılamayacağını söyledi. Erkan, “İster halkların kendi kaderini tayin hakkından tutun isterseniz de insanın doğuş itibariyle özgür olması felsefesinden hareketle, toplumlar kendilerini istedikleri şekilde organize edebilirler ve o topraklarda bir devletin var olması onların bu haklarını kullanmasına engel değildir. Hele hele bu haklarını kullanmalarının silahla, şiddetle, tutuklamalarla, operasyonlarla bastırılması ahlaki değildir” dedi. “Muhbirlik yasası” olarak bilinen yasayı da eleştiren Erkan, devletin kendi misyonunu yerine getiremediği gibi toplumun bir kesimini de kendisine muhbir yapmayı amaçladığını söyledi. Erkan, “Toplumun bir kesimini de muhbir yaparak yani toplumun bir kısmını suçlu bir kısmını da suçluları yakalayan polis rolüne bürüyor. Geçmişte de buna benzer uygulamalardan olumlu bir sonuç alınmamıştır. Etkin pişmanlık, gizli tanık vs. kurumların da hukuk sistemine, adalet sistemine ne kadar zarar verdiği ortadadır” diye belirtti.

‘Annelerin çığlığı vicdani ret mücadelesini de anlamlandırıyor’

Vicdani Ret Derneği Eşsözcüsü Merve Arkun ise iktidar odaklarının savaş çığırtkanlıklarını bu kadar yüksek bir şekilde dillendirdiği bir dönemde vicdani ret mücadelesini daha da görünür kılmanın önemli olduğunu söyledi. AKP’nin dayattığı savaşta yaşamını yitiren asker ailelerinin “Vatan sağ olmasın benim çocuğum sağ olsun” çığlığının önemli olduğunu vurgulayan Arkun, bu çığlığın vicdani ret mücadelesini de anlamlı kıldığını söyledi. Son dönemde savaşa karşı koruculuğun reddedilmesinin de tıpkı bu çığlıklar kadar önemli bir çıkış olduğunu belirten Arkun, “muhbirlik yasasını” ise devletin bireyleri “gündelik yaşamda ajanlaştırmaya ve kendi iktidarına biat etmeye” çalışma çabası olarak değerlendirdi. Arkun, “Bireyler üzerinde yarattığı korkuyla işlettiği terbiye mekanizmasıdır. Ama her zaman bu militarist baskıya, devlet baskısına karşı çıkacak insanlar da olacaktır. Vicdani Ret mücadelesi bu karşı çıkışların büyük bir kısmını kapsayabilir belki ama vicdani ret mücadelesi dışında da bu karşı çıkışların farklı şekillerde dillendirilmesi ve görünür kılınması bizim için çok önemlidir” dedi.

‘Orduya biat etmeyin firar edin’

Vicdani retçi Ercan Aktaş da AKP’nin yürüttüğü savaşı “topyekun savaş” olarak nitelendirdi ve yaşanan katliamlara değindi. Aktaş, vicdani retçiler olarak yıllardır savaşın insan malzemesini kurutmanın gerekliliğini dillendirdiklerini belirterek, “Devletin savaş konsepti çok geniş bir şekilde üzerimize doğru geliyor. Topyekûn bir savaş halinde barışa dair çok güçlü şey konuşmak gerekiyor” dedi. Türkiye’de barışı toplumsallaştıracak güçlü bir barış hareketinin oluşturulması gerektiğine işaret eden Aktaş, “Çünkü yani günün her saatinde yeni ölümlerle uyanmak artık ruhsal, bedensel, fizik, biyolojik olarak gerçekten kaldıramıyoruz. Bunun için öncelikle şunu yapalım; bu TSK’ya ait değiliz, ona biat etmeyelim, sesimizi çoğaltalım” dedi. Zorunlu askerlik yapanlara da savaşın bir parçası olmamaları için “firar etme zamanı” diyerek seslenen Aktaş, “Bir Kürt’ün, Alevi’nin, demokratın, sosyalistin TSK’da hangi sebeple olursa olsun orada kalmasına anlam veremiyorum. Bir vicdani retçi olarak şunu söylüyorum, artık askere gitmemenin ötesinde firar edin. Orada kalmanın hiçbir meşruiyeti yoktur” dedi.

‘Öz yönetimi yaygın bir şekilde anlatmak gerekiyor’

Kürdistan’da halkın öz yönetimlerini inşasına ve öz savunmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Aktaş, öz yönetimin demokratik bir talep olduğunu ve rahatlıkla tartışılması gerektiğini söyledi. İktidarın medya eliyle öz yönetim konusunda farklı bir algı yaratmaya çalıştığını söyleyen Aktaş, bu sebeple başta HDP, HDK, DTK olmak üzere öz yönetim konusundan siyasetler ve muhalifler tarafından topluma yaygın bir şekilde anlatılması gerektiğini söyledi. Aktaş, “Bu insanlara 8 Haziran’da ‘siz ancak barışın filmini yapabilirsiniz’ dendi. Yani buna karşı ne yapılabilir. Yüksekova’da, Şemdinli’de, Dersim’deki insanlar ne yapabilirler. Bunu düşünmek lazım, empati demiyorum. Bunu görmek ve anlamak gerekiyor. Bu anlamda hani hem süreci üstlenen politikacıların, aktivistlerin, sanatçıların, yurtseverlerin yaygın bir şekilde bunu anlatmaları gerekiyor” dedi.

DİHA

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER