Halklar bahçesi Siirt’te ‘özyönetim’ konuşuluyor

0
1.132 kez

SİİRT (DİHA) – Siirt’te yerel dinamiklerin katılımıyla “öz yönetim”in tartışmaya açıldığı programda konuşan Siirt Belediye Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, devletin şiddet ve katliamla yöneldiği “özyönetim” talebinin bir kıyamet senaryosu değil, ülkenin demokrasi açısından yararına olduğunu söyledi. DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek ise kardeşlik ve demokrasi mücadelelerini engellemeye çalışılmasını dair “Sınırdayız. Halklar mı, yoksa diktatörler mi kazanacak bunun belirleneceği bir dönemdeyiz” dedi.

DBP, DTK ve KJA tarafından organize edilen ve yerel bileşenlerle “özyönetim” konusunda tartışmaların yürütüldüğü toplantılar dizisi Siirt’e uzandı. Kentte bugün başlayan ve iki gün boyunca sürecek olan Siirt Belediyesi Konferans Salonu’nda düzenlenen programa DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Halil Aksoy, DTK Üyesi Mehmet Taş, HDP Siirt milletvekilleri Kadri Yıldırım ve Hatice Seviptekin ile milletvekili adayları Besime Konca ve Fatih Dalğalı, Siirt Belediye Eşbaşkanları Belkıza Beştaş Epözdemir ve Tuncer Bakırhan, ilçe belediye eş başkanları HDP-DBP il yönetimi, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, MAPER ve İHD gibi kurumlardan temsilcilerin yanı sıra çok sayıda kent sakini katıldı.

‘Tek mezhepte toplanan ülkelere demokratik ülkeler denilmiyor’

Program özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamlarını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunulmasıyla başladı. Ardından açılış konuşmasını ev sahibi olarak Belediye Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan yaptı.
Özyetimin açıklamaları sonrası kentlerin tahrip edilip sivillerin yaşamını yitirdiğini dile getiren Bakırhan, kimi yayın organları ile sistem ve hükümetin yönlendirmesiyle özerkliğin yanlış anlaşıldığını ifade etti. “Özerklik farklı sınıfların kadınla, etnik kimliklerle yönetimi paylaşmasıdır” diyen Bakırhan, tek merkezde toplanan ülkelere demokratik ülkeler denilmediğini ve dünyanın 24 ülkesinde özerklik biçimlerinin uygulandığını ifade etti. Bakırhan, “Bu ülkeler demokrasi anlamında dünyanın en gelişmiş ülkeleridir. Kürtlerin her talep ettiği baskıyla, zulümle, katliamlarla karşılanması doğru bir tarz değil. Kürtler bu kaosu, bu çatışmalı ortamı demokratik özerklikle, özyönetimle çözebileceklerini düşünüyorlar” dedi.

‘Kürtler bu konulara kafa yordu ve çözümünü buldu’

Devletin onlarca yıldır başta Kürt sorunu ve halkların sorunlarına bir çözüm bulamadığına da dikkat çeken Bakırhan, “Bu halk, Türkiye’nin çözüme kavuşması için özyönetim önerisi olarak sunuyor. Mahalle, kent meclislerinin ilan ettiği özyönetimler iyi mi kötü mü bırakalım insanlar görsün öğrensin. Bu açıdan maruz kaldıkları katliamları doğru mudur? Hükümete soruyoruz, siz ne öneriyorsunuz? Bu kadar şeyden sonra tekiz, Türküz, tek tek mi diyeceğiz? Rumlar, Çerkesler, Araplar, Kürtler onlarca etnik grup yaşıyor. Tekirdağ’daki bir Romanın dil sorunu yok mudur? Kürtler sizin başka yerlere bu konulara kafa yordu ve bir çözümü buldu. Bu insanlar kendi inançlarını özgürce yaşayabilsin” diye konuştu.

‘Özyönetim bir kıyamet senaryosu değil’

Bakırhan, bir ülkenin sadece atanmışlar ile demokratikleşemeyeceğini de söyledi.

“Bizim yerimize siz karar veriyorsunuz, siz düşünüyorsunuz. Böyle bir ülke demokrasisi yok. Böyle bir demokrasiyi değil sadece Kürtler, hiç kimse kabul etmiyor. Cumhurbaşkanı ‘yönetim şekli değişmiştir’ diyor haydi değiştirelim. Darbe sistemini değiştirelim. Siz önerin o zaman. Kürtlerin çözüm önerileri sundukları için katliamla karşılanmaları kabul edilir gibi değil. Böyle bir sistem, böyle görev ve sorumluluklar iflas etmiştir. Özyönetim bir kıyamet senaryosu değil. Ülkenin demokrasi açısından yararınadır” diyen Bakırhan, bunu ilan eden kent sakinlerinin dinlenmesi ve “Bu kaosu çözebilecek anahtar mıdır?” diye sormak gerektiğinin altını çizdi.

Bakırhan’ın konuşması sonrası söz alan DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek de özyönetimin yönetim, eğitim ve ekonomik boyutları üzerinde durdu.

Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği gibi Türkiye’nin de yeniden şekillenmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getiren Yüksek, bu yeniden şekillenme ve kader tayin edici dönemde geleceklerini tartışmak zorunda olduklarını kaydetti. Kendi geleceklerinin bundan 100 yıl önce başkaları tarafından belirlendiğini ve sınırların çizilip, inançların birbirinden ayrıldığını söyleyen Yüksek, “Elinde silah olanlar tarafından bütün halkların kaderi tayin edildi. Araplar da bizi iyi anlamalı. Şu an hali hazırda çok sıcak gelişmelerin yaşandığı Suriye, Rojava sınırında bizi bir tek bir tren hattı ayırıyor. Ama hepimiz akraba, komşuyuz. Diğer bölgeler için de aynı şey geçerli. Bizi birbirimizden ayırdılar” ifadelerini kullandı.

‘Halklar beraber özgür bir gelecek inşa edecek’

Halkların sınırların yanı sıra zihnen ve ruhen de bölündüğünü kaydeden Yüksek, halklar arasında, inançlar arasına nifak sokulup, sadece bir etnik kimliğe, bir inanca yada o inancın da bir mezhebine göre bir yaşam inşa edilmek istendiğini vurguladı. Yüksek, bu zihniyeti kabul etmeyen Kürtler ve diğer halkların da kendi kendini yönetmek istediği için bugün katledildiğini kaydetti. Yüksek, bu konuda ise şunları söyledi:

“Bunun yanı sıra bugün baskı, korku yaymaya çalışıyorlar. Yarın Türkiye, demokratik sisteme kavuştuğunda bugün Erdoğan diktatöryası eliyle katledilen insanları demokrasi şehidi olarak anacaktır. Bugün farklı yansıtıyorlar farkı bir tartışmanın içinde tutmaya çalışıyorlar. Çok yakın gelecekte Arin Mirxanlar nasıl özgürlük haline gelmişse, burada da dün, önceki gün Şırnak’ta insanlık dışı bir şekilde genç kardeşimizi panzerin arkasına iple bağlayıp sürükleyenler, toplum ve tarih karşısında lanetlenecekler. Ama sürüklemeye çalıştıkları demokrasi şehidi olarak anılacak. Bugün baskı, korku yaymaya çalışıyorlar. Bizim kardeşlik demokrasi mücadelemizi yükseltmeye çalışmamızı engellemeye çalışıyorlar ama bu zulüm fazla sürmeyecek. Zulmedenler mazlumlar karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Bu tarihte hep böyle oldu. Bunun sonunda bu halk özgürlüğüne kavuşacak ve birlikte yaşadığı halklarla beraber özgür bir gelecek inşa edecek.”

‘Bu bir inşa sürecidir’

Yüksek, konuşmasının devamında Türkiye devletinin ve geçici AKP hükümetinin özerklik, otonomi, özyönetim şeklinde ortaya çıkan ve halk meclislerinin ortaya çıkardığı özyönetim şeklinde tanımlanan hususu çarpıtmaya çalıştığını da kaydetti.

Bir dayatma içerisinde olmadıklarını, ortaya koydukları bir projeyi geliştirmeye çalıştıklarının altını çizen Yüksek, bunun içinde yaşamını idame ettirecek olanların ise bu topraklar üzerinde yaşayanlar olduğunu ifade etti. Bu anlamda bunun bir inşa süreci olduğunu dile getiren Yüksek, “Çarpıtmak için çok yoğun saldırılar varken doğrusunu tartışmak çok önemli hale geliyor. Devlet ve AKP, bugün özyönetimi çatışma zemininde tutmaya çalışıyor. Oradan çıkmasını istemiyor. Topluma yayılmasını istemiyor. Sivil toplumun bununla örgütlenmesini istemiyor. Bugün eğer mahallelerde, kentlerde çatışma sürüyorsa bu AKP ve devletin dayatması sonucu oluşan bir durumdur. Bunun üzerinden insanları korkutmaya çalışıyor. Neredeyse özyönetim demek suç haline gelecek, insanlar birbirlerinin kulağına fısıldamaya başlayacaklar. Sadece çatışma ile bu kelimenin var olmasını istiyor” dedi.

‘Bu savunma sonuna kadar haklıdır’

Baskılar karşısında insanların kendini savunmasını temel bir hak olduğunu da söyleyen Yüksek, özsavunmanın bütün canlılar arasında var olan bir hak olduğunu söyledi. Buna dair de “Bir saldırı karşısında kendini savunmayan bir canlı gördünüz mü?” sorusunu yöneltti.

“Bugün Kürt halkı saldırılar karşısında kendini savunuyorsa sonuna kadar haklıdır. Tankla topla her türlü ağır silahla sokaklarımıza giriliyor bunun karşısında insanların gelin bizi ezin diyecek halleri yok. Elbette kendilerini savunacaklar. Bu savunma sonuna kadar haklıdır” diyen Yüksek, devlet saldırılarını keserse toplumun da farklı yöntemlere başvurmayacağını söyledi.

‘Sınırdayız, halklar mı yoksa diktatörler mi kazanacak’

İnsanların, “Bundan sonra biz kentlerimizi yönetmek istiyoruz, yerel demokrasi gelişsin istiyoruz” dediklerini dile getiren Yüksek, sözlerine şöyle devam etti:

“Artık merkezden yönetilmek istemiyoruz. Kendi kimliğimiz dilimizle var olmak istiyoruz. Bütün yaşamsal konusunda özerklik olsun diyor. Bu bir fikirdir. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu tür modellerle karşılaşırsınız. Bu fikri ortaya koymanın neresi suç? Bu fikir ortaya konduğu için saldırılara maruz kalıyoruz. Belediye eş başkanlarımız, meclis üyelerimiz o gün özyönetim olmalı diye basın açıklamasına katılan tüm arkadaşlarımızı idam etmek üzere cezaevine aldılar. Onun dışındakileri eğer mahallemize girerseniz evimizi yıkarsanız biz kendimizi savunuruz diyenlere de her türlü silahı kullanıyor. Bu ülkede yurttaş irade beyan edemeyecek mi? Sen çıkıp başkanlık sistemi olsun dediğinde kimse senin kafana silah dayadı mı? Sen rejimi değiştirmişken her şey sana hak ama bunu yaşayacak olan halk ‘hayır öyle değil böyle olmalıdır’ dediğinde ona her türlü şeyi reva göreceksin. Bu kabul edilemez. Kabul edersek teslim olursak 100 yıl daha kaybederiz. Ülke diktatörlük önünde değil demokrasi yönünde gelişebilir. Tam bunun sınırlarındayız. Bir taraftan Tayyip bir sistem geliştirmeye çalışıyor tekçi, bir taraftan da halk geliştirmeye çalışıyor. Geleceğimiz bu noktada. Kürdün, Türkün Arab’ın geleceği bu noktada. Sınırdayız. Halklar mı yoksa diktatörler mi kazanacak bunun belirleneceği bir dönemdeyiz.”.

‘Çözüm yerel demokrasidir’

Öz yönetim fikrini 7-8 yıldır Türkiye’ye önermiş olsalar da sadece tek bir etnisitenin ve mezhebin etrafında şekillenen bir sistemin içinde yaşadıklarını vurgulayan Yüksek, bu ülkede sadece Türklerin ve Sünni Hanefi mezhebine sahip insanların yaşamadığını kaydetti.

Bu kadar çok kültürlü, çok inançlı bir ülkenin tekçi zihniyet altında tutulmasının kaos çıkaracağını, bunun yerine bütün halkların, inançların özgürce yaşayabildiği ve bunların anayasal güvenceye alındığı demokratik bir cumhuriyetin yaratılması gerektiğini ifade eden Yüksek, bunun ideal sisteminin ise özerklik olduğunu söyledi.

“Bu ülkedeki 80 milyonun Ankara’dan yönetilmesi gibi bir durum söz konusu olmamalı. Artık bu halk bilinçli, örgütlü kendi kendini yönetebilecek durumda” diyen Yüksek, konuşmasını da “Yetkiler merkezden alınıp yerele verilmeli. Biz bölge meclisleri bölge parlamentoları olmasını öneriyoruz. Bölge parlamentoları inşa edilsin ve yetkiler oraya devredilsin. Orada da her ilin kendi meclisi olsun, ilçenin, mahallenin meclisleri olsun. Yetkiler paylaşılarak halk kendi kendini yöneten bir sistem geliştirilsin. Çözüm yerel demokrasidir. Demokrasi kendi seçtiğin yolla kendi kendini yönetmendir” sözleriyle noktaladı.

srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun1 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun2 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun3 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun4 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun5 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun6 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun7 srt-06-10-15-ozyonetim-tartsmalar-birinci-gun8

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER