Bel’am Sana Söylüyorum Siirt Müftüsü Sen Anla

0
2.867 kez

 

İnsanlık tarihi insanlığın yaratılış özelliğinden dolayı hiçbir zaman dünya genelinde kansız, sevgi ve barış temelinde bir dünya inşa etmemiştir. İlk insandan günümüze kadar sürekli bir çekişme olagelmiştir. Dünya denilen kıtanın üzerinde akıllı ve konuşan tek varlık olmasına rağmen kendi hemcinsiyle bu kadar kavgalı hiçbir varlık yoktur.Bu varlık dünya kaynaklarının onca zenginliğine aldırmayıp hep daha fazlasına talip olarak savaşların sürekliliğine neden olmuştur. Tarihsel sürece bakıldığında bu kavgaların genel itibarıyla hak ve batılın, zalimle mazlumun, ezenle ezilenin savaşı olduğu görülecektir. Dolayısıyla savaşların kargaşaların ve kavgaların genelinde bir haklı bir de haksız taraf ortaya çıkmaktadır. Bu taraflar kimi zaman öyle iç içe geçer ki haklı ve haksızı ayırt etmek çok zor olmaktadır.

 

İlk insanlardan Habil ve Kabil’in başlattığı hak batıl çatışması farklı coğrafyalarda farklı görüntülerle karşımıza çıkmıştır. Tarih sahnesinde Habil kimi zaman köle, kimi zaman bir proleter kimi zamanda aydın muhalif olmuştur. Kabil ise bazen kral,bazen ağa, bazen şeyh bazen de bir fabrikatör olarak karşımıza çıkmıştır. Hangi renkten hangi şekilde ortaya çıkmışsa çıksın insanlar için önemli olan, Habil’in hangi taraftan olduğunu araştırmak ve o tarafa destek olmaktır.

 

Kabili temsil edenler zulümle batılı egemen kılmaya çalışanlardır. Karunlar, Firavunlar ve Bel’amlar temsilin ana yüzleridir. Karun zulmün ekonomideki temsilcisi, Firavun siyasi temsilcisi, Bel’am ise dini egemen sınıfların çıkarına sunan dinsel alandaki temsilcidir. Bu üç unsur tarihin bütün dönemlerinde insanlığa kan kusturmuştur. Her çağda bunlardan bir veya birkaçı insan hak ve hukukunu ayaklar altına almıştır.

 

Şuara 29’da “Firavun Musa’ya der ki: Eğer sen benden başka tanrıdan ısrar edersen seni kesinlikle zindanda çürütürüm.”ayetinde muhalif olmanın siyasi zorbalar tarafından nasıl tehdit edildiğini gösteriyor. Günümüz Firavunları da aynı şekilde farklı düşünenlerinin düşüncelerini kısıtlama yoluna gitmekten çekinmemekte. Değişik yöntemlerle muhalifleri susturma yoluna gitmektedir. Vatan elden gidiyor, ülke bölünüyor, dış güçler düğmeye basıyor, her türden lobiler faaliyete geçiyor vs.gerekçeleryle kendine taraftar bulmaya çalışıyor. Aslında elden giden ve bölünen, parçalanan şeyin vatan olmadığı, düğmeye kimsenin basmadığı lobilerinde öyle sanıldığı gibi etkili olmadığı asıl meselenin mevcut iktidarın çıkarları olduğu Firavun ve taraftarlarınca çok iyi bilinmektedir. Ancak maskelerinin düşüp çıkarlarının zedelenmemsi için yalanlar süslenerek servis edilmektedir.

 

Şuara 41-42 :” Firavun’un emriyle toplanan büyücüler Firavun’a dediler ki: Şayet biz galip gelecek olursak bunun bize kazandıracağı bir çıkar olmalı değil mi? Firavun dedi ki: Elbette! Siz bu sayede benim himayeye mazhar yakınlarım arasına gireceksiniz!” ayetinde Firavun taraftarlarının Firavun’un yanında kalarak insanları kandırıp bir çıkar sağlamaya çalıştıkları görülüyor. Firavun da onlara hak etmedikleri halde mevkiler, makamlar, ihaleler sunuyor. Böylece tahtını sağlama alıyor. Aslında hiçbir zorba iktidar kendi gücü sayesinde ayakta kalmamıştır.  Her birinin insanları kandırmakla görevli çıkarseverleri vardır. Bunlar sayesinde gücü elinde bulunduruyor. Çıkarseverler de Firavun sofrasında bulunmanın verdiği hazzı yaşıyor, o gücün nimetlerinden faydalanıyor.

 

Çağımızın Karunları ve Bel’amları da Firavun gibi değişik kılıklarla ne yazık ki aramızda dolaşmaktadırlar. İbrahim gibi düşünüp Nemrut gibi hareket edenler, Musa gibi düşünüp Firavun gibi hareket edenler mazlum halkların sadece kin ve nefretini kazanacak.Hele Belam gibi dindar görünüp de dini olan her gerçeğe yaşam alanında sırt çevirenler, Firavuna şirin görünmek için dinin ilkesel gerçeklerini gizlemeye çalışanlar mazlum halkların vicdanlarında onarılmaz yaralar açarak sonsuza kadar kara bir leke olarak beyinlere kaydolacak.  Barışı, kardeşliği ve sevgiyi ikame amacında olan dinimizi; savaş diliyle, ırksal yaklaşımla, grup/cemaat çıkarı düşüncesiyle, koltuk sevdasıyla temsil etmeye çalışanlar Bel’am zihniyetinin modern yüzünü ortaya koyacaklardır. Onların Firavunların büyücülerinden farkı kalmayacaktır.

Zulmun,zorbalığın olduğu yerde kandan ve gözyaşından medet umanların yanında saf tutanlar, Kuran’ın deyimiyle “Nasıl bir değişime uğrayacaklarını görecekler.” Bu değişimi gördükten sonra  tövbe etse de Firavun gibi tövbeleri geçersiz de olabilir.

 

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER