ULUS DEVLET İSLAMI VE KÜRT MESELESİ

0
595 kez

 

Kürt meselesi;
Dünyanın uluslara göre paylaşılmaya başlandığı bir dönemde, Kürt ulusuna pay vermek istemeyen aktörlerin sebep olduğu bir etno-politik meseledir.

Ulus devletlerin bir bir ortaya çıktığı bir dönemde farklı etnik kimliklerin yaşadığı topraklarda ya başka bir devlet formülü bulunmalı yahut Kürtlerin payı gasp edilmemeliydi.

Osmanlı’nın son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti (TC) her ikisini de yapmayarak yeni yüzyıla bir sorunla,
daha doğrusu bir kriz ile başladı…

TC’nin 1950’ye kadar güttüğü dini yok etme politikası 50’den sonra Demokrat Parti ile yerini “yok edemediğin dini vesayet altına al” politikasına bırakınca,
1900’lerle başlayan inkar ve asimilasyon politikası 50’den sonra arkasına dinî referansları da alarak devam etti…

TC, yüzyılın başından bu güne kadar neyi inkâr ettiyse ulus-devlet mantığı ile inkar etmiş,
neyi kabul ettiyse de ulus-devlet mantığı ile kabul etmiştir.

Bunu yaparken işine geldiği yerde dini kendi lehine yontmuş, kullanmıştır.
Bu yontup kullanma meselesinde çok zorluk çekmemiş,
Ziya Gökalp gibi bir ideolog sayesinde en önemli meselenin üstesinden gelebilmiş, İslam’ı “millî bir bilinç” oluşturmanın aracı olarak kullanmış, başarılı da olmuştur…

“Cismin yüksekliği, genişliği, derinliği olduğu gibi, toplumsal vicdanın da üç boyutu vardır:
Milliyetçilik, ümmetçilik, asırcılık.” diyen Ziya Gökalp’in milliyetçiliği zamanla ümmetçiliği aşmış, hatta yutmuş ve gide gide katı bir ırkçılığa dönüşmüştür.

Ölmüş bir siyasi liderin doğduğu evin bombalanmış olmasını bahane ederek “galeyana gelmiş” ve beraber yaşadığı komşularının evini yağmalamış Müslüman bir topluluğun var olması Kemalist devletin İslam’ı milli bilinç inşa etmede araç olarak kullanmadaki başarısının ürünüdür…

Bir Özel Harp Dairesi işi olan bu başarı, sonrasında millî bir spora dönüşmüş, “Müslüman Türk ahali”, dinsel ve etnik azınlıklara karşı zaman zaman “galeyana gelmiş”, bu galeyanlar memleketin linç tarihinin köşe taşlarını oluşturmuştur…

Bugün, ulusçuluğun İslam ile maskelenmesinden çok İslam algısını dönüştürmüş olduğundan bahsedebiliriz.

Ziya Gökalp ideolojisi Cumhuriyetle mükemmel bir doku uyumu göstermiş,
“millî bilinç” TC İslamı’nın olmazsa olmazlarından biri haline gelmiştir.

Bugün İslamî camianın büyük bir kısmına sirayet etmiş bulunan “ulus-devlet kutsalları” artık adiyattan sayılmaktadır…

Bugün Kürt ulusçuluğuna karşı çıkan Müslümanların çoğu İslam’dan değil “Türk Ulusçuluğu”ndan hareketle karşı çıkmakta, lakin bunu İslam ile maskelemektedirler.

Bunun İslam ile maskelenmesi kendi içinde anlaşılabilir bir durumdur;
kendisi ulus-devlet kutsalları ile iyi geçinirken, mevzubahis Kürtler olunca “ulusçuluk şeytandandır” yollarına başvurmaktan başka çare yoktur.

Kürt ulusçuluğuna Türk ulusçuluğundan hareketle karşı çıkılması anlaşılır ama bunun İslam maskesi ile maskelenmesi ikircikli bir tutumdur ve kabul edilemez…

Kürtlerin her hak talebinin önüne “ulusçuluk şeytandandır” kalkanı ile çıkmak da garabetin bir başka buudu olsa gerektir.

Yeni bir statü, anadilde eğitim gibi meseleleri geçin, Kürtlere karşı alenen işlenmiş, bırakın özür dilemeyi, hakaret üstüne hakaret edilmiş, failleri gizlenmiş bir katliam için adalet talebini dahi “bölücülük” görmek ve adalet talebinde bulunan Müslümanları “şeytanlaştırmak” bugün hepimizin şahit olduğu hadiseler…

Mazlumder’in Ramazan’da Fatih camiinde düzenlediği “Roboskî için Adalet İftarı”na saldıran silahlı, sopalı, çember sakallılar, pankartlardan birinde geçen Kürdistan kelimesinden rahatsız olmuşlar,
“Burası Fatih, burada Kürdistan diyemezsiniz” diyerek dövizleri yırtmışlardı.

Fatih’de Amerika, İngiltere, hatta İsrail diyebilirsiniz ama Kürdistan diyemezsinizmiş yani…

O iftara saldıranlar “Kürdistan” ismine Türk ulusçuluğu adına saldırmış,
islam’ı kirli yüzlerine maske yapmışlardır…

Bu da “Kürdistan” kelimesini şeytanlaştıran TC ulus-devletinin algıları yönetmeyi başardığının resmidir.

Yoksa bütün ümmeti kucaklama ideali olan ama bir coğrafya ismi olarak dahi “Kürdistan”a tahammülü olmayan zihniyet İslamî olabilir mi?

Türkiye’de “müslüman” olanların çoğu ulus devletlerden ve kimlik siyasetinden rahatsız ama bu, çoğunlukla Kürt meselesi gündeme gelince görünüyor.

Kürt meselesinin özü bir “eşitlik” talebidir.

Birilerinin etnik aidiyetini üstün tutması, peygamberin emri olan “eşitlik” talebini ise “islam” adına reddetmesi islam’a hakaret değil mi?

Kürtler islam ümmetinin bir parçasıdır, “ümmetin yetimleri” muamelesi görmek istememelerinden daha doğal ne olabilir…

Etnik aidiyetimden ötürü utanacak yahut gurur duyacak kadar aptal değilim; ama İslamla müşerref olmuş olmaktan bahtiyarım…

Bana da aileme de yaşadığım coğrafyaya da tahammülü olmayanı anlarım;
ama bunun “ümmet” ve “islam” adına yapıldığına inanmam, inanamam!
İtirazım da bunadır.

Bu sebepledir ki Kürde/Kürtlüğe tahammülü olmayan ülkücüleri, Kürde/Kürtlüğe tahammülü olmayan “müslümanlar”dan daha samimi bulurum;
çünkü maskeleri yoktur…

Kürtler için Türklerle ilişki ve devletle ilişki farklıdır; komşu komşunun hayatının belirleyeni olamaz, buna hakkı da yoktur.

Devlet insanî (dolayısıyla islamî) olan hakları tanımak zorundadır.

Bunun için komşuluk hakkı gereği Türkler bu talepte yardımcı olmalıdır.

Müslüman bir Kürt olarak devletten hakkımı alamazsam onunla ilişkilerimi gözden geçiririm, bunun Türk komşumu rahatsız etmesi anlaşılır mı?

Müslümanlar eğer ulus-devlet’e şeytan muamelesi yapıyorlarsa bu, hakları yüzyıldır gasp edilmiş bir milletin hak taleplerine karşı çıkmak-kulak tıkamakla değil,
Allah’ın arzı olan Kürdistan’ı parçalayıp kendi sınırlarını koyan ulus-devletlere karşı çıkmakla olur…

İslam ulus-devletçiliğe karşı ise buna “ümmetin hiçbir parçasının inkar edilmediği, hepsinin eşit olduğu bir ideal adına” karşı çıkılmalı, değil mi?

07 09 2012

Reha RUHAVİOĞLU

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER