Vezir Olmuş ama Adam Olamamış! NOBEL Almış ama Benliğini Kaybetmiş!

0
1.606 kez

Nobel ödülü alan Türkiye ve ABD vatandaşı Arap etnik orijinli Savurlu Prof. Dr. Aziz Sancar ile bir yabancı gazetecinin telefon röportajında gazetecinin tarih boyunca bir Arap/Arami yerleşim yeri olan Savurlu olması vesilesiyle yönelttiği “etnik olarak Arap kökenli misiniz?” sorusuna. ABD ve Türkiye vatandaşı olması hesabıyla “Türküm o kadar” diye cevap vermesi beni,  İşte devşirme olmak veya sonradan görmelik böyle bir şey! Düşüncesine sürükledi. Evet, Ziya paşa güzel söylemiş “okumak cehaleti götürür… baki kalır” evet bazı şeyler belirgin olarak kalıyor.

 

Çünkü söz konusu kişi sıradan biri değil Nobel ödülü almış bir akademisyendir. Yani vatandaşlık kavramı ile orijin etnik kimlik arasındaki farkı ayırabilecek ve hatta bu tür kavramlara katkıda bulanabilmesini gerektirecek bir bilgi birikimine sahip olması gereken birinden bahsediyoruz.

 

Naçizane bilgi daracığımda ve ulaşabildiğim kaynaklardaki bu tanımlamalardan kısa bir derlemeyle konuya değinecek olursam;

 

Devletler ve rejimler yurttaşlık belirlemesini yasalarında belirler ve bu belirleme bireyin o devletle yasalar çerçevesinde ilişkisini belirler.

 

Vatandaşlık, genellikle bir ülke olan politik kurumların bir parçası olmak demektir. Anayasal ülkelerde, o ülkede yaşayanların devlet tarafından anayasada vaat edilen haklardan yararlanmaları için o ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olmalarını belirler. Vatandaşlık bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağdır, kişinin etnik kökeniyle ilgili değildir. Vatandaşlıkla ilgili olarak şu terimler geçer: uyrukluk, yurttaşlık, vatandaşlık, tabiiyet. Buradaki nationalité’nin karşılığı milliyet değildir. Milliyet, hukuki kavram değildir.

 

Türkiye’deki yurttaşlık olgusuna bakıldığında,   “anayasal”   ve   “çok kültürlü yurttaşlık”  ilkeleri, demokratik hukuk devleti açısından yeterli ölçüde kurumsallaşmamıştır. Bu nedenle de etnik orijin aidiyet net bir biçimde tanımlanmamıştır. Ancak Türkiye’deki devşirmeler hariç 26 etnik orijine tabi bireyler kendilerini ait oldukları orijin etnik kültürel isimle tanımlarlar. Bu tanımlama ne hukuksal bir bağ olan vatandaşlık bağına ve haklarına helal getirir ne de “çifte vatandaş” olsa bile o ülkelere zarar vermez aksine bunu özgürce belirtebilmesi o ülkelerdeki demokrasinin düzeyini belirler. Kültürel yapılarına zenginlik katar.

 

Tekrar konumuza dönecek olursak ailesiyle yapılan bir röportajda Savur’un köklü ailelerinden olduklarını belirterek devamla  “…Şimdi bir kısım Arap, bir kısım da Kürt olduğumuzu söyledi ama biz Orta Asya’dan göç etmiş Oğuzların boyundanız. Açık söyleyeyim ülkücü bir aileyiz…” deniliyor. Kel alakamı desem El insaf mı desem bilemiyorum ama Savur ile Orta Asya’yı ilişkilendirmek mizah alanında iyi bir isim yapmış en iyi mizah dergilerinin yazarlarının sınırlarını bile zorlar.

 

Ortalama bir tarih bilgisine sahip olan herkes Savur yerleşim biriminin devlet memurları hariç hiçbir dönemde etnik ve kültürel olarak bir Türk topluluğunun yerleşim birimi olmadığını bilir. Hele günümüzde Google denen bir arama motoru var. Bu arama motorunda yapılacak en basit aramada bile Savur’un kültürel etnik yapısı konusunda bilgi sahibi olunabilir. Bu belirlemeler sonucunda bu aile mensuplarına ait oldukları orijin etnik kültürel dille Îs’îrd şehrinde 100 yıllık ret-inkâr ve asimilasyon politikalarının dejenere ettiği bu tür devşirmelere sordukları soruyu sormak istiyorum “Ebukên kên osmanlî îm’mê îmkén kê’net osmanl’iyé”! (Babanız mı Osmanlıydı, yoksa anneniz mi Osmanlıydı ?)

 

Röportajın trajik ve bilim etiği ve hukuk açısından suç teşkil eden diğer bir bölümüne değinmek istiyorum. Röportajın bir bölümümde Tahir Sancar’ın eşi Gülşen Sancar Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar ile ilgili şu anısını anlatıyor:

 

“Tifo mikrobunu kendine aşıladı, kendi üzerinde denedi. Hatta 1,5 yaşındaki oğluma da bulaştı. Bana çok az gelen bir ilaçla tedavi etti. Nöbetlerini not alıyor, kendi üzerinde deneyler yapıyordu. Tabi üzülüyordum. Bana, ‘Merak etme yenge, geçecek’ diyordu ve geçti de…”

 

Dünyanın her yerinde bilim kurullarınca ve sağlık bakanlığınca onaylanmadıkça hiçbir bilimsel araştırma deneyleri kendi üzerinde dahi olsa insan üzerinde uygulanamaz! Bu hem etik hem de hukuksal bir kuraldır ve hiçbir istisnası yoktur. Bunu ihlal edenler suç işlemiş olurlar!

 

Dünya Tabipler Birliği (DTB) Helsinki Bildirgesi 10 ve 23 maddelerinde « 10. Hekimler, kendi ülkelerinde insanların kullanıldığı araştırmalar için geçerli etik, hukuksal ve düzenleyici normlar ve standartların yanı sıra, ilgili uluslararası norm ve standartları da dikkate almalıdır… »

 

« 23.  Araştırma protokolü, araştırma başlamadan önce, değerlendirmesi, yorumda bulunması, yol göstermesi ve onay vermesi için ilgili araştırma etik kuruluna sunulmalıdır… »

 

Amerika-Türkiye vatandaşı, kendi ifadesiyle “Oğuz boyundan Türk”, Savur demografik gerçeğinde Arap orijinli Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın yengesinin suç duyurusu niteliğindeki açıklaması bana talihsiz bir açıklama olarak göründü. Ancak Nobel etik kurulu, bağlı olduğu akademik etik kurullar, vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu devletlerin hukuk kurumları bu suç duyurusu niteliğindeki açıklamayı nasıl değerlendirir o onların yetkisindedir. Ancak buna benzer birçok vakada soruşturma sonucunda birçok kişinin akademik kariyerlerinin ve ödüllerinin geri alındığı bilgisine sahibim.

 

Dindar ve muhafazakâr bir aile olduklarını belirten aileye Hz. Muhammed’in “Aslını inkâr edenin makbul olmadığı ile ilgili” hadisini mealen hatırlatmak isterim.

 

Albert Einstein Alman ve ABD vatandaşı ama İbrani kökenlidir. Ama asla aslını inkâr etmemiştir. Bu ve bu konuda verilebilecek binlerce örneğin Sayın Prof. Dr. Sancar’a ilham olmasını diliyorum.

 

Evet, işte devşirmelik böyle bir şeydir. Man-kurtlukta hafıza sildirir, Yeniçeride aslına düşman ettirir!

 

Mim Yavuz Binbay

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER