Kürtçe Önerge Reddinin Gerekçesi Bakın Neymiş

0
2.559 kez

 

Bilindiği üzere HDP Siirt Milletvekili Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ın Meclis’e verdiği ilk Kürtçe soru önergesi reddedilmişti.  Yıldırım, Kürtçe önergenin reddedilmesinin nedenlerini yazılı bir şekilde öğrenmek için Meclis başkanlığına dilekçe vermişti. Meclis Başkanlığı Kürtçe önergenin reddedilme gerekçesini bize yazılı olarak bildirmiştir. İşte Meclis başkanlığının gönderdiği yazı ve Yıldırım’ın konuya ilişkin açıklaması:

 

cevap2

 

HDP Siirt Milletvekili  Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ın Meclis başkanlığının ilk Kürtçe soru önergesine yazılı olarak verdiği cevabına ilişkin yaptığı açıklama:

Geçen ay hem Kürtçe öğretmenlerinin mağduriyetine hem de Kürtçe anadilde eğitime dikkat çekmek için Meclis’e ilk Kürtçe yazılı soru önergesini vermiştim. Kürtçe önerge Meclis’in Genel Evrak ve Arşiv Bölümü tarafından ilk başta kabul edilmiş ve ilgili bakanlığa gönderilmek üzere mühür basılmış ve 19815 sayı numarası bile verilmişti. Tabii önergenin Kürtçe olduğu anlaşılınca apar topar önergenin üzerindeki sayı silinmiş ve önerge parti grubumuza sözlü olarak “Bir şey anlamadık” gerekçesiyle iade edilmişti. Bana göre burada reddedilen önerge değildi, Kürtçe reddedildi burada. Bu sebeple reddedilme gerekçesini yazılı bir şekilde öğrenmek için Meclis başkanlığına 21295 sayı numarasıyla bir dilekçe yazdım. Yazdığım dilekçeye Meclis’in verdiği cevap yakın zamanda bana ulaştı. Verilen cevapta “Anayasa’nın 3’üncü maddesine göre Türkiye devletinin dili Türkçe’dir. İlgi yazıda belirtilen önergeniz Anayasa hükmü gereğince belirtilen niteliği taşımadığından işleme konulmadan iade edilmiştir” deniyordu.

AKP’nin Kürdistan’da artık tabela partisi olmaya başlamasından dolayı bugünlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan her konuşmasında Kürtlere seslenerek “Bu adam size ne yaptı?” diyor. Ben bir Kürdolog olduğum için meselelere Kürtçe üzerinden yaklaşarak Sayın Erdoğan’a “Sizin döneminizde bile hâlâ Kürtçe anadilde eğitim yasağı sürdüğü gibi TBMM, o seslendiğiniz halkın dilinde bir soru önergesini bile kabul etmedi” diyebilirim. Bu çok önemli bir konudur benim için. Çünkü bir dilin reddedilmesi, bir halkın reddedilmesidir. Bugün anadilde eğitim yasak, anadilde savunma hakkı işlemiyor, Kürtçe kamusal hizmet yasak, seçmeli Kürtçe derslere bile tahammül yok, Kürtçe şarkı söylediği için bugün bile insanlar öldürülüyor ama AKP’nin kılı kıpırdamıyor. Göstermelik yüzeysel icraatlara gelince abarttıkça abartmasını çok iyi biliyorlar. Oysa hiçbir sorunu kalıcı olarak çözmüyorlar. Bırakın silahların bırakılması gibi konuları, anadili gibi tamamen pedagojik konularda bile ilerleme yok. AKP her şekilde Kürtlerin anadilde eğitim hakkını bile silah bırakma şantajına bağlıyor. Allah aşkına bunlar aynı şey mi? AKP’nin içinde gerçekten diplomasının hakkını verecek bir aydın yok mu? AKP her ne kadar “Dünyaları ben yarattım” modunda olsa da bu konularda meydana gelen gelişmelerin çoğu 1990’lı yılların başından bugüne kadar Avrupa Birliği’ne giriş sürecinin bir devamı olarak ortaya çıktı. Tabii ki bir dönem AKP’nin bunları kolaylaştırıcı bir duruşu da oldu. Ama bugün geldiğimiz noktada AKP, Kürtçeyi darbe anayasasının maddelerine göndermede bulunarak yasaklıyor.

Kürtçe anadilde eğitim bugün Anayasa’nın öğretimi düzenleyen 42’nci maddesine göre yasak. Bu sadece okullarda Kürtçeyi yasaklıyor. Şimdi bu maddeyi içeren en büyük dil yasağı aslında Anayasa’nın 3’üncü maddesinden kaynaklanıyor. Bu maddede geçen “devletin dili Türkçe’dir” ibaresi çok önemlidir. Bilindiği üzere önce devlet kuruldu; sonra da bu devlete bir ulus inşa edildi. Bu inşanın bir ayağı da dildi. Böylece bir ulus-devlet değil, devlet-ulus ortaya çıktı. Dolayısıyla “Devletin dili” ifadesi, bu topraklarda diğer dillerin olduğunu veya olabileceğini peşinen reddediyor. İşte Anayasa’nın 3’üncü maddesi de buna işaret ediyor. Bu sebeple de değiştirilmesi dahi teklif edilemiyor. Bu durumda anlaşılıyor ki 1980 darbesinin ürünü olan bu Anayasa değişmedikçe Kürtçe, Meclis’e de okullara da giremeyecek. Aslında AKP istese Anayasa değişikliğine bile gerek kalmayabilir. Yani çobanın gönlü olursa tekeden bile süt sağar. Ama bu konuda AKP hiçbir zaman samimi olmadı. Bu samimiyetsizliği Kürtlerin anadilde eğitim hakkını Kürtlerin anadilleriyle ağıt yakabildiklerini ifade eden Başbakan Davutoğlu’nda görüyoruz. Kürtlerin bölgede aktör olduğu bir dönemde hâlâ bir halkın ağzına bal çalarak sorun çözmeye çalışıyorlar. Bu bir ciddiyetsizliktir, aldatmacadır.

Sonuç olarak bugün birçok dilde hizmet veren Meclis’in internet sayfasında Kürtçenin yer almadığı bir noktadayız. Oysa ben anadili Kürtçe olan bir halkın vekili olarak Meclis’teyim. Mademki bu ülkede açılan ilk Kürdoloji Enstitüsünde yıllarca Kürdolog olarak görev yaptım, o zaman halka bu dille de hizmet verebilmeliyim. Devlet bana darbe anayasasının maddeleriyle gelmesin. Bu ülkede herkes bu anayasadan şikâyet ediyor. Ama AKP sürekli olarak darbe anayasasının arkasına gizleniyor. 1 Kasım seçimlerinden sonra Meclis çatısı altında Kürtçe için girişimlerde bulunmaya devam edeceğim. Nasıl ki ben sayın Erdoğan ve sayın Davutoğlu’nun dilini öğrendiysem kendileri de zahmet edip benim dilimi öğrensinler. Meclis’te açacağım ilk Kürtçe kursunun ilk kursiyerleri Erdoğan ile Davutoğlu olsunlar. Türkiye artık anadilde eğitim yasağı utancından kurtulmalıdır. AKP bu ülkeyi gülünç duruma düşürmekten vazgeçsin.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER