ZULMÜN ETKİSİ

0
1.249 kez

 

Kendini kayb edip zulmün etkisinde kalan halk, zulüm yapanı dağ olarak görür, kavmine karşı ise Aslan kesilir. Halkına karşı küçük haksızlığı büyük görerek, insanlık dışı yollara başvurur. Halkına karşı tahammülsüz, zulmü yapana karşı ise Koyun gibidir. Bu dermansız bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulmak elzemdir. “Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.” (Al-i İmran 109)

Köylerde kalmışız. Köylü; Köpek, Tavuk, izinsiz hayvanların ekine girmesi vb. nedenlerden dolayı birbirlerine zarar verdikleri hepimizce malumdur. Buna sebep olanları konuşturduğunda, bana haksızlık yapıldı, bende zulmü kabul etmedim ve gereğini yaptım diye mantığa bürünürler. Kan dökmek ve öldürmeyi yan yana koy ölç-biç dediğinde hangisi ağırdır? O zaman olaya neden olanlar şaşakalıyorlar. Çünkü bu aşamaya gelinceye kadar geçen haksızlıkların ona verdiği psikolojik rahatsızlık, onu o olmaktan çıkarmış ve başka birisi yapmıştır. Yani şeklen o olsa da, düşünce olarak başka birisidir. Zulmün etkisindedir. “Ve onlar, yaptıklarından mesuldürler. Allah ne yaparsa yapsın onu sorumlu tutabilecek bir makam yoktur. Ama Allah’ın dışındaki herkes ve her şey yaratıktır. Allah’a hesap vermek zorundadırlar.” (Enbiya 23)

Egemen olan halk; egemenliğindeki halka insani ve vicdani bir yaklaşım gösterilmemesi halinde de, ezilen halk, halkına karşı Aslan, yabancılara karşı ise Koyun olur. Kürt halkının yaşamında söz konusu ezilmişlik hastalığı vardır. Birbirlerine karşı gelişen olumsuz olayların sebebi araştırıldığında, olaylara sebep olan nedenler ceviz kabuğunu dolduracak kapasitede değildir. Yani ruhi hastalık içindedirler. Egemenler tarafından ne istenirse onu yapıyorlar. “Bir gün bir adam Cigerxûn e filan adam bana küfür etmiş, ya ben sağ kalacağım yâda adam, asla bunu ona bırakmam diye çıkışıyor. Cigerxûn adama diyor o kadar zulmü kabul etmiyorsun? Adam evet haksızlığı kabul etmiyorum. Cigerxûn adamın elini tutarak petrol koyusuna götürüyor. Görüyorsun pompa bire inip tekrar yukarıya çıkıyor. Anlamını biliyor musun? Sende dâhil hepimize küfür ediyor. Adamın sana söylediği bundan daha ağır hakaret mi? Her gün bu haksızlıkla karşılaşıyoruz ama görmek ve anlamak istemiyoruz. Madem hiçbir şekilde haksızlığı kabul etmiyorsun, buyurun buna da ses çıkar” der. Fakat egemenler tarafından gerçekleştirildiği bir mesele olduğu için görmüyoruz, duymuyoruz ve bihaber hareket ediyoruz. Çünkü sahibimizdirler, laf söyleme ve karşı çıkma yoktur, kabullenme vardır. Buna resmi hastalık denir. Bize göre değildir. (NİSA-59)”Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Resulüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. “Sizden” sözcüğü önemli bir vurgudur. Acaba şu anki emirler ne kadar bizdendir?

Dünyadaki bütün halklar gibi gözümüzü açıp, aklımızı başımıza toplamalıyız. Barış yoluna giden yollara ne kadar taş vb. konulursa konulsun açmasını bilmeliyiz/becermeliyiz, ayaklarımızın üstünde durmalıyız, bakış açımızı aklaştırmalıyız. Yarın nasıl olmak istiyorsak, o yünde çaba sarf etmeliyiz. Kendimizin kahramanı olmalıyız. Çünkü şimdiye kadar başkası için kahramandık.

Dini açıdan da meseleyi irdelediğimizde, İslam ülkelerinin içinde bulunduğu huzursuzluk üzerinde durmamız gerekir. Açıktır ki bu eylemler, Allah’ın (c.c.) Peygamberler vasıtası ile insanlara tebliği ettiği huzur, adalet ve barış içinde barınmaya vesile dinden uzak, vicdandan yoksun ve ahlaksızlık hâkimdir. Yöneticiler halkı düşünmedikleri ortaya çıkmaktadır. Devletler menfaatlerine göre din meydana getirmişler. İslam ülkelerindeki adaletsizliğin nedeni de vücuda getirilen resmi dinlerdir. Allah’ın ve Peygamberinin söylediklerini yerine getirmeliyiz. Hz. Muhammed’in yolunda ve yaşamını kendimize yaşam yapmalıyız. Medine Vesikası ve Veda Hutbesini örnek almalıyız. Açıktır ki yapmacık dinlerde hayat yoktur, savaş vardır. “Hüküm vermek Allah’a aittir. Allah, kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.” (Yusuf 40)

Devletler genel ilke ve esaslar doğrultusunda hareket etmesi gerekirken, devlet adına hareket edenlerin ilkeleri doğrultusunda vatandaşlara yaklaşım gösterilmektedir. Sıkıntılarda burada başlıyor. Hep birlikte çaba sarf ederek sorumlu hareket etmeliyiz. Yaşamı kolaylaştırma varken, bu kader sıkıntılı durum neyin nesidir? Aydınlık gelecek bizleri bekliyor. “Rih dibe bost neyar nabe dost.” (Kürt Atasözü.)

 

Bedrettin SİĞA

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER