Tansu Çiller’in Öldürülecek İşadamları Listesi ve Siirt Grubu

0
2.590 kez

 

Hikmet Çiçek yazdı: “Öldürülecekler listesi”nde kimlerin adı yazıyordu o günlerde kim nöbetçi oluyordu

3 Kasım 1996, Susurluk kazasından hemen sonra Kanal D, Mehmet Özbaykimliğiyle ölen şahsın Abdullah Çatlı olduğunu açıkladı. Kanal D’ye haberi iletenMehmet Eymür’dü! Çatlı ile birlikte,İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Gonca Us öldü. Mercedes’te bulunan aşiret reisi ve DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ise yaralandı. Ve bu kaza, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü.

Biliyorsunuz, 1993- 94 yıllarında Türkiye’de işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin açılan dava Ankara’da sürüyor.

Ankara’daki davanın bir numaralı sanığı Mehmet Ağar. Eski özel harekatçı Ayhan Çarkın, o dönem işlenen cinayetlerin MGK kararları doğrultusunda işlendiğini öne sürdü. Mehmet Ağar’ı, Korkut Eken’i ve Mehmet Eymür’ü suçladı. Bütün sanıklar tutuksuz olarak yargılanıyor. Hatta duruşmadan vareste bile tutuldular.

BİR MGK KARARI

Peki gerçekten böyle bir MGK kararı var mı?

Evet, var!

Ergenekon davasında “devlet sırrı” gerekçesiyle açıklanmayan belgeler arasında sözü edilen karar da bulunuyor. MGK kararı, elbette bir “ölüm listesi” değil. Kararda, PKK’nın finans kaynaklarıyla “etkin bir şekilde mücadele” edilmesi yer alıyor.

Ya “öldürülecekler listesi” var mı?

Böyle bir liste de var. Ve burada adı geçen kişilerin “kamu ihalelerinden men edilmesi” isteniyor.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in 4 Kasım 1993 tarihinde İstanbul Holiday Inn Oteli’nde yaptığı konuşmada sözünü ettiği liste de oydu.

Ne diyordu Çiller:

“Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.”

Bu açıklama o günlerde fazla önemsenmedi. Ama Çiller’in ne kadar ciddi olduğu iki ay sonra anlaşıldı. “Faili meçhul” cinayetler peş peşe işlenmeye başladı.

“Kamu ihalelerinden men” listesinde adı geçen kişilerden bazıları öldürülmeye başlanınca bu liste “öldürülecekler listesi” olarak anılmaya başlandı.

Medyada adı sık sık “PKK’ya yardım eden işadamları” arasında adı geçen Behçet Cantürk, 14 Ocak 1994’te kaçırılıp öldürüldü.

25 Şubat 1994: Liceli Avukat Yusuf Ekinci Ankara’da kaçırılıp öldürüldü.

İstanbul Aksaray’daki oto galerisi, polis yelekli, otomatik silahlı, telsizli sivil polislerce basıldığında tarih 28 Mart 1994’ü gösteriyordu. Galeride bulunan Liceli Fevzi Aslan ve yeğeni Salih Aslan’ın cesetleri, Kınalı-Sakarya TEM otoyolunda, Hendek gişelerinin bir kilometre uzağında, tarla içinde bulundu. Behçet Cantürk ile Fevzi Aslan’ın aynı silahla öldürüldüğü iddia edildi.

Yüksekovalı Savaş Buldan, Hacı Karay ve Liceli Adnan Yıldırım, 3 Haziran 1994 günü İstanbul Çınar Otel’den çıkarken, yine polis yelekli, otomatik silahlı ve telsizli sivil kişilerce kaçırılıp Bolu-Yığılca yakınlarında öldürüldüler.

11 Kasım 1994: Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat ve şoförü İsmail Karaalioğlu öldürüldü.

14 Aralık 1994: Avukat Faik Candan Ankara’da kaçırılıp öldürüldü.

Devlet, Kürt sorununu “çözmenin” yolunu böyle bulmuştu. Ancak, PKK’ya yardım ettiği iddia edilen kişileri kaçırıp öldürenler, bu “çözüm” sürecinde “özel bir örgütlenme” içine girmişler ve haraç da toplamaya başlamışlardı. “Çözüm” özelleştirilmişti!

Katiller, cinayetleri işledikten sonra cesetleri hep aynı bölgeye bırakıyorlardı ve burası polis değil, jandarma bölgesiydi. Medya, cesetlerin bırakıldığı yere “ölüm üçgeni” ya da “şeytan üçgeni” adını verdi.

Devlet, “PKK ile mücadele” adı altında sonradan kendisinin başına da bela kesilecek bir canavarın yaratılmasına yol veriyordu.

MEHMET AĞAR İMZASI

4 Temmuz 1994 günü “İçişleri Bakanlığı onayı”yla Abdullah Çatlı’ya silah taşıma ruhsatı verildiğinde dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’dı. Yalnızca silah taşıma ruhsatı mı? Çatlı aynı zamanda “Emniyet Genel Müdürlüğü Uzmanı” kimliğini taşıyordu. Kimliğin altında Ağar’ın imzası vardı. Çatlı’nın fotoğrafının yanında “Yanda açık kimliği ve fotoğrafı bulunan Mehmet Özbay, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde uzman olarak çalışmakta olup, silah taşımasına izin verilmiştir” deniliyordu. “Uzman” olan yalnızca Çatlı değildi. Bu kimliklerden tam 50 adet düzenlenmiş ve 32’si dağıtılmıştı. Mercedes, Susurluk’ta kamyona çarptıktan sonra tüm bunlar açığa çıkacak, dağıtılan kimlikler alelacele geri toplanacaktı.

ÖZEL HAREKÂT TİMLERİ

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı 1983 yılında kurulmuştu. Özel Harekât’ı oluşturacak olan 20 kişilik çekirdek kadro ABD’de Özel Kuvvetler Karargâhı’nda eğitilmişti.

Önceleri uçak kaçırma ve benzeri terör eylemlerine karşı bir yapılanma içinde olan -kısa adıyla- “Özel Tim“e 1994 yılından sonra “yeni görevler” mi verilecekti?

Kendisi de eski bir “Özel Harpçi” olan, ABD, Almanya ve İngiltere’de gayrinizami savaş kurslarına katılan emekli Yarbay Korkut Eken, 2 Ağustos 1994 tarihinde özel timleri eğitmekle görevlendirildi. Eğitim kamplarının başında Menteş Kampı geliyordu. Burada yalnızca devletin resmi polislerinin değil, fakat bazı “sivil vatanseverlerin” de kurstan geçirildiğini artık biliyoruz.

Dönemin başbakanı Tansu Çiller sık sık özel timcilerin eğitim kamplarını ziyaret ediyor, onlardan övgüyle söz ediyordu. Susurluk olayından sonra adları çok duyulan Özel Harekâtçılar, bir başka deyişle “Siirt Grubu” işte bu ekip içinde yer aldılar.

“SİİRT GRUBU”

Susurluk olayından sonra adları çok duyulan Özel Harekâtçılar, bir başka deyişle “Siirt Grubu” işte bu ekip içinde yer aldılar.

Susurluk’a adları karışan özel harekat polislerine “Siirt Grubu” denmesinin nedeni daha önceden İbrahim Şahin’in emrinde Siirt’te görev yapmaları. Silivri’de cezaevinde iken İbrahim Şahin o dönemi bana şöyle anlatmıştı:

“Siirt’te benim grubumdaydılar, iyi dövüşürlerdi. Fakat bunlar batıya, İstanbul’a gelince bozuldular. Çünkü para ile tanıştılar. Bunda Çiller ve danışmanlarının etkisi oldu. Daha sonra her şey Mehmet Ağar’ın başının altından çıktı. Özel harekatçılara yol verenler Mehmet Ağar ile Korkut Eken’dir. Susurluk davasından sonra polislikten ihraç edildiler. Ben ihraç edilmedim, açığa alındım, 2003’te emekli oldum. Ben kaza geçirdikten sonra bunlardan bazıları evime geldiler, onları evden kovdum. Ayhan Çarkın sonradan kokain müptelası oldu, Siirt’te böyle değildi. İhraç edildikten sonra Zeytinburnu Ülkü Ocakları’ndan 10- 15 kişiyi etrafında topladı. Mafyatik işlere girişti, ihraç edilenlerden bazıları da onun yanına geçti.”

Özel Harekat bu dönemde “özel bir statüye” kavuşturuldu ve kadrosu genişletildi. 48 ilde özel harekât şube müdürlüğü açıldı. Özel Tim’e Çiller’in talimatıyla örtülü ödenekten finansman sağlandı, silah tüccarı Ertaç Tinar aracılığıyla İsrail’den çok sayıda silah ithal edildi. Özel Tim ağır silahlarla donatıldı. Yalnızca polisler değil bazı “sivil vatanseverler” de bu silahlarla donatıldı. Böylece devletin desteği ve parasıyla “özel bir suç ekibi” oluşturuldu. Ekibe yalnız silah değil, “uzman belgesi”, “silah taşıma ruhsatı” ve yeşil pasaportlar da dağıtıldı. Susurluk’a giden yol böyle döşendi.

Son bir not daha. Büyük kentlerde kuraldır. Her gün bir emniyet müdürü, emniyet ve asayişten sorumlu “nöbetçi müdür” görevini yürütür. Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve arkadaşları, Avukat Medet Serhat gibi faili meçhul cinayetlerin işlendiği günlerde İstanbul’da “nöbetçi müdür” kimdi? O gün asayiş ve güvenlikten kim sorumlu oluyordu? İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ hep o günlerde mi “nöbetçi” oluyordu!

Hikmet Çiçek

Odatv.com

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER