Levent Gültekin: Paris’teki terörün acı veren diğer yönü

0
511 kez

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan terör olayları gösteriyor ki herkes ektiğini biçecek.

Soğuk Savaş döneminde Batılı devletler İslam dünyasında komünizm tehlikesine karşı İslamcı örgütleri destekledi. Beslediler. Büyüttüler.

Vicdansız liderlerin günahlarının bedelini masum halk ödüyor

Bu politikalarıyla İslam dünyasının Müslüman  ve ‘daha Müslüman’ şeklinde ayrışmasına, iç çatışma yaşamasına zemin hazırladılar. Yani Müslümanlar arasında radikal grupların oluşmasına büyük katkı sağladılar.

İşleri bitince de ‘Demokrasi getiriyoruz’ diyerek bu örgütler üzerinden Müslüman ülkelere savaş açtılar. Mesela, Suudi Arabistan diktatörünü yanlarına alarak ‘İslam ülkelerine demokrasi getiriyoruz’ diye bomba yağdırdılar.

Bir diktatörün eliyle bir başka diktatörün ülkesine demokrasi ve özgürlük götürmeye çalıştılar.

Yaktılar, yıktılar, işgal ettiler.

Zaten her alanda geri kalmış, hayatla sahici bağ oluşturamamış, yaşanabilir şehirler ve ülkeler kuramamış, insanlarına huzurlu bir hayat sunamamış, kendi toplumlarında barışı tesis edememiş İslam dünyası daha da radikalleşti. Batı’nın bu vahşi yöntemleri, İslam dünyasının içinde bulunduğu bataklığı daha da büyüttü, derinleştirdi.

Şimdi hepsi bu vicdansız politikaların bedelini ödüyor. Aslında hepimiz ödüyoruz. Görünen o ki daha da ödeyeceğiz.

Fakat acı olan şu ki bu vicdansız, ülke çıkarını her şeyin üstünde tutan liderlerin günahlarının bedelini masum halk ödüyor.

Derin bir yalnızlık…

Neyse, bu meselenin siyasi yönünü analiz eden birçok makale var…

Beni derinden etkileyen başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Paris’teki terör eylemlerinin dünyada yarattığı etkiyi, ülkelerin verdiği tepkiyi görünce gerçekten üzüldüm. Yaşadığım ülke adına derin bir yalnızlık hissettim.

Bütün ülkeler, Parislilerle dayanışmak için ülkelerinin sembolünü Fransız bayrağının rengine boyadı. Hep bir ağızdan güçlü ve kararlı tepki gösterdiler. ‘Yanınızdayız’ dediler. ‘Size yapılmış saldırı bize yapılmıştır’ diyerek Fransızlarla bütünleştiler. Bir tarafta gözü dönmüş teröristler varken diğer tarafta Fransızların yanında kenetlenmiş dünya vardı.

Üzüldüm, çünkü Paris’tekine benzer bir terör eylemi geçen ay Ankara’da, dört ay önce de Suruç’ta gerçekleşti. Ankara’da 102, Suruç’ta 32 vatandaşımızı, kardeşimizi, arkadaşımızı, evladımızı kaybettik…

Benzer bir dayanışmayı ne yazık ki o günlerde göremedik. Yalnız kaldık. Ne Batılıların güçlü bir desteğini gördük ne de ölümlerin sıradanlaştığı İslam dünyasının.

İnsanımıza biz değer vermedikten sonra…

Burada Batılıları suçluyor değilim.

Kendi acımıza, kendi insanımızın hayatına biz bile layık olduğu değeri vermedik. Toplum olarak bütünlük içinde teröre karşı yüksek bir ses çıkaramadık.

Yapamadık çünkü ülkeyi yönetenler kendi acısına sahip çıkmadı. Saygı duymadı. Acıyı derinden hissetmedi. Teröre karşı toplumu birliğe bütünlüğe çağırmadı. Ülkenin canını yakan terör eylemini siyasetin malzemesi yaptılar. “PKK da var… Aslında bu bir kokteyl terör” diyerek adeta asıl failleri sakladılar. Hatta onları kolladılar.

Kendi acımıza, insanımızın hayatına biz bile saygı duymazken başkalarından bekleyemeyiz ki. Kendine saygı duymayana kimse saygı duymaz. Kendi acısını yüreğinde hissetmeyenin acısını bir başkası yüreğinde hiç hissetmez. Kendi insanının yaşamına kıymet vermeyene bir başkası da kıymet vermez.

İslam dünyasında sefil bir hayat var

Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil. İslam dünyası da benzer durumda.

Her gün yüzlerce insan ölüyor, artık hiç birimiz etkilenmiyoruz. Acı duymuyoruz. Kahrolmuyoruz.

Çünkü İslam dünyasında insanın değeri yok. Yaşamın kıymeti yok. Hayatın bir anlamı yok. Çünkü huzur yok. Çünkü barış yok. Çünkü dostluk yok. Çünkü herhangi bir alanda gösterilmiş bir başarı yok.

Tüm bunların sonunda da sefil bir hayat var.

Daha önce de söylemiştim tekrar edeyim: İslam Müslümanların elinde çürüdü. Müslümanların yozlaştırdığı, bir anlamda ölüme mahkum ettiği İslam şimdi bütün Müslümanları çürütüyor.

İslam denilince Ortadoğu’da akla gelen ilk şey şehitlik. Yani şehit olmak. Yaşanabilir hayat kuramayan Müslümanlar ölerek cennete gitmeyi kurtuluş görüyor. Şehitlik yüceltilerek sefil yaşam koşullarının sorgulanmasının önüne geçiliyor.

Müslüman topluluklar, inanç ile yaşamın bağını kurmakta başarılı olamadığı için şimdi sadece ölümü düşünüyor. Bir an önce ölüp cennete gitmek için yaşamı ıskalıyorlar.

Yapacağımız tek şey…

Peki ne yapacağız?

El Kaide de, IŞİD de, Taliban da bizim sorunumuz. En çok bizi etkiliyor. Bu nedenle çözümü de bizim bulmamız gerekiyor.

Çatışmanın, kavganın bu kadar etkin olduğu bir dönemde İslam ile günümüz koşullarındaki hayatın bağını kuracak, İslam dünyasına huzur getirecek ortak bir dini yoruma ulaşamayız.

Yani demem o ki böyle bir ortamda günümüz şartlarına uyum sağlayan İslam anlayışının kabul görmesi neredeyse imkansız. Bu belki de yüzlerce yıl sürecek bir kaos.

Yapacağımız tek şey var: Müslümanların elinde tahrif olmuş, insanlara ölümü yaşamdan daha değerli gösteren bu anlayışı siyasetin ve toplumsal ilişkilerin dışında tutmak.

Ve işimize bakmamız gerekiyor. Sorunlarımıza sahici çözümler üretmemiz gerekiyor. İnsanlara huzur getiren yaşam koşullarını sağlamamız gerekiyor. Ölümü değil, yaşamı yücelten bir politikaya yönelmemiz gerekiyor.

Eğer Müslümanlar olarak yaşanabilir bir hayat kuramazsak insanların radikal guruplara kaymasına engel olamayız.

Tekrar edeyim: Kendi hayatımıza, yaşamımıza değer vermezsek, bunu başkasından da bekleyemeyiz.

Bu durumda bunca kötülükle, terörle, vahşilikle dünyada yalnız başımıza kalırız.

 

LEVENT GÜLTEKİN

acikcenk@gmail.com / @acikcenk

diken.com

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER