DİK’in sonuç bildirgesi açıklandı

0
350 kez

İstanbul’da toplanan DİK’in 2. Genel Kurul Toplantısı, 3 günün ardından okunan sonuç bildirgesiyle sona erdi. Bildirgede, şu çağrıya yer verildi: “Yeni bir savaş konsepti olarak Silopi, Cizre, Nusaybin, Silvan ve Sur gibi Kürdistan’ın birçok ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasağına dayalı şiddet yüzünden çok sayıda sivil hayatını kaybetmiştir. İslam Dünyası’nın tüm kanaat önderlerini, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm duyarlı uluslararası güçleri bu katliamcı durum karşısında inisiyatif almaya davet ediyoruz.”

PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından Rojava halklarına dönük çetecilerin artan saldırılarına karşı gerçek İslamiyet’in özünün açığa çıkartılması amacıyla önerilen ve ilki 10 Mayıs 2014’te Diyarbakır’da gerçekleştirilen Demokratik İslam Kongresi’nin (DİK) 2. Genel Kurul Toplantısı sona erdi. İstanbul Beşiktaş Akatlar’da bulunan MKM Atilla İlhan Salonu’nda 3 gün süren toplantının sonuç bildirgesi DİK Şura üyesi Kadri Yıldırım tarafından okundu. Avrupa, Afrika ve Kürdistan’ın tüm parçalarından yüzlerce âlimin katılımıyla gerçekleştirilen DİK’in sonuç bildirgesi şöyle:

“*Hz. Peygamber’den Hz. Ali’nin vefatına kadarki süreçte uygulanan demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal adaletçi ve ekolojist bir İslam anlayışı hâkim iken; maalesef Emevilerle birlikte köleleştirici, cariyeleştirici, cinsiyetçi, sınıfsal ayrıştırıcı, kabileci, ırkçı ve saltanatçı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu anlayış sadece Emeviler dönemiyle sınırlı kalmamıştır. Bilakis, bir yandan Haricilik-Neoselefilik-Vehabilik-IŞİD seyir çizgisiyle; bir yandan da Fars-İslam, Arap-İslam ve Türk-İslam gibi sentezlerle günümüzü de etkisi altına almıştır. Din adına yürütülen bu yönetim biçimleri Müslümanların coğrafyasına kan, gözyaşı ve yıkım dışında bir şey getirmemiştir. İşte, Demokratik İslam Kongresi böyle bir çarpık ve sapkın anlayışa dur deme ve “Medine Sözleşmesi”ni tekrar gündeme getirip güncelleme ihtiyacından ortaya çıkmıştır.

*Demokratik İslam Kongresi “Medine Sözleşmesi” temelinde tekçiliğe karşı çoğulculuğu savunmakta ve farklılıkların bir arada eşit yaşama tecrübesi olarak bu sözleşmeyi çağını aşan üstün bir model olarak görmektedir. Zira bu sözleşmede etnik, dil, din ve inanç açısından birbirinden farklı olan toplumsal gruplar kendi isimleriyle tescil edilmiş, daha birinci maddede bu kesimlerin tümü için “ümmet” kavramı benimsenmiş, bu gruplara lokal ve genel savunma hak ve sorumluluğu verilmiş, her kes kendi din ve inancında serbest bırakılmış ve aynı çatı altında yerel otonomi hakkı tanınmıştır. Demokratik İslam Kongresi başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere toplumsal sorunların çözümlenmesinde bu sözleşmenin esas alınması gerektiğine inanmaktadır. Kongremiz bu bağlamda Kürt sorununun barış ve eşitlik temelinde bir an önce çözüme kavuşturulması için tarafları yeniden müzakereye ve çatışmalı süreci sona erdirmeye davet etmektedir.

*Demokratik İslam Kongresi “Ey iman edenler, hep birlikte barış dairesine girin!” (Bakara 206) ayetinden hareketle Müslüman toplum, millet ve devletleri halklarıyla barışık olmaya davet etmektedir. İslam ile barış arasında semantik bir bağ vardır. Zira İslam barış anlamına gelen “selam”dan türemiştir. Ancak adı barış olan bir din daha çok savaşla anılır olmuş ve bir bakma onun adı olan barış ikinci planda bırakılmıştır. Özellikle Batı Dünyasında ortaya çıkan ve yaygın bir şekilde dile getirilen “İslamî kökten dincilik”, “fanatizm” ve “İslamî terörizm” gibi söylemler bu barış dinini şiddet dini hâline getiren ve yaptıklarıyla İslam’ın barışçıl imajını zedeleyen bazı akımlar yüzünden kötü bir propagandaya zemin oluşturmuştur.

*Kongremiz Müslüman toplum, millet ve devletleri aralarında çıkan çatışma ve savaşları şu ayetin hükmüne göre çözmeye davet etmektedir: “Eğer müminlerden iki kesim savaşırsa bu kardeşlerinizi barıştırın. Şayet buna rağmen biri öbürüne karşı saldırılarına devam ederse Allah’ın emrine dönünceye kadar siz de saldırgan tarafla mücadele ediniz!” (Hucurat: 49/9) Görüldüğü gibi ayete göre iki Müslüman grubun çatışmaya girmesi halinde diğer Müslümanlara düşen, bunların arasını bularak uzlaşmalarını sağlamaktır. Çatışan iki gruptan biri anlaşmaya yanaşmaz ve saldırganlığını devam ettirirse, diğerlerinin barışı sağlamak için o grupla mücadele etmesi öngörülmektedir.

*Kongremiz çatışmalarda öldürülen kimselerin cenazelerine ve bu cenazelerin defnedildiği kabristanlara saygısızlık ve işkence yapmayı şiddetle kınamaktadır. Biliyoruz ki Hz. Peygamber müşriklerin ölülerine merhametle davranmış ve onların Müslümanlara yaptıkları insanlık dışı muameleyi Müslümanların onlara yapmasını yasaklamıştır.

*Kongremiz “dinde zorlama yoktur” (Bakara: 2/256) ve “Allah isteseydi sizi tek ümmet yapardı” ayetleri doğrultusunda insanları belli bir din ve inanca zorlamayı doğru bulmamakta; farklı din ve inanç mensuplarının kendi din ve inançlarını özgür bir şekilde yaşamalarını savunmaktadır. Çünkü zorla İslamlaştırılanlardan kendilerine ve ümmete bir hayır gelmeyeceği ve insanları ölümle tehdit ederek Müslüman yapmanın toplumda münafık sayısını arttırmaktan başka bir sonuç vermeyeceği bilinmektedir.

*Kongremize göre Savaş Müslümanın temenni edeceği bir şey değildir. Zira savaş amaç değil, ancak zaruret ortaya çıktığında başvurulan bir araçtır. Böyle bir araca başvurmanın meşru olması ve dolayısıyla İslam’ın buna izin vermesi için bazı nedenlerin olması gerekir ki bu nedenlerden iki tanesi şunlardır:

1)Zulme maruz kalmak: Kur’an zulme maruz kalanların kendilerini savunmak için savaşmalarını meşru kılmaktadır. Bunu meşru kılan ayet şudur: “Zulme maruz kalanlara hakları çiğnendiği için savaş izni verildi. Allah’ın onlara yardım etmeye kesinlikle gücü yeter. Onlar, ‘Rabbimiz Allah’tır’ dediler diye haksız yere yurtlarından çıkarıldılar”. (Hac: 22/39-40)

2)Karşı tarafın savaş açması: Böyle bir durumda savunma bağlamında savaşmanın meşru, hatta gerekli olduğunu bildiren ayet şudur: “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın fakat aşırı gitmeyin/haddi aşmayın, zira Allah aşırı gidenleri sevmez”. (Bakara:2/190). İslamî kaynaklara göre ayette dikkat çeken “aşırı gitmeyin/haddi aşmayın” talimatından maksat sivil dokunulmazlığı olan kadın, çocuk, yaşlı ve din adamlarını öldürmemek; ağaç kesmemek ve hayvanlara zarar vermemektir.

*Demokratik İslam Kongresi İslam adına insan yakmayı ve kafa kesmeyi reddetmektedir. Zira ünlü hadis âlimi Ebû Davud’un kaydına göre Hz. Peygamber savaşlarda yakalanan düşman askerlerinin yakılmasını yasaklamıştır. “Sahih-i Buharî” ve onun şerhi olan “Fethü’l-Barî”de geçen bir rivayete göre iki kişinin yakılması için bir birlik gönderen Hz. Peygamber, birlik yola çıkınca Allah tarafından bunun doğru olmadığı yönünde uyarılmış, o da o kimselere haber göndererek şöyle demiştir: “Ben size falanca ve filancayı yakmanız için talimat vermiştim. Fakat Allah’tan başka kimse ateşle yakamaz. Dolayısıyla onları yakalarsanız yakmayın”. Savaşta öldürülen bir patriğin başı Medine’ye Hz. Ebû Bekir’e gönderildiğinde bunu hoş karşılamamış ve şöyle demiştir: “Bir daha kimsenin kafasını kesip bana getirmeyin”. Yanındakiler düşmanın da bunu yaptığını söylenince şu karşılığı vermiştir: “Farslar’la Bizanslılar’ı mı örnek alacağım?” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, Haydarabad 1344, IX, 132).

*Demokratik İslam Kongresi her türlü ırkçılığı ve asimilasyonu Allah iradesine ve Kur’an’a karşıtlık olarak kabul eder. Dillerin ve renklerin hor görülmelerini cahiliye adetleri diye telakki eder. Zira bir ayette ”Onun ayetlerinden biri de dillerinizin ve renklerinizin ayrı ayrı olmasıdır.” (Rum Suresi 22) denilmektedir. İslam diyarında kahir ekseriyeti Müslüman olan 40 milyon Kürt milletinin hala dillerinin eğitim dili olmaması, yasaklanması, resmiyete kavuşmaması bir vebal olarak biz bütün Müslümanların boynunda durmaktadır. Başta Kürt dili ve lehçeleri olmak üzere bütün dillerin Allah’ın ayetleri olduğundan hareketle serbest bırakılmaları ve bu dillerin gelişmesi için gerekli çaba ve hassasiyetin bütün Müslümanlar tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Kongremiz asimilasyon gibi otoasimilasyona da karşı çıkmaktadır. Bu bağlamda bütün imam, hatip ve vaizlerimizin kendi anadilleri ile vaaz ve hutbelerini vermelerini önemsemektedir.

*Kongremiz Kürtlere anadille eğitim ve statü hakkının verilmesini hem insanî hem de İslamî bir hak olarak görmekte, bunun için gösterilen direnişi meşru kabul etmekte ve bu bağlamda kimlerle ve hangi parçada olurla olsun bütün Kürt güçleri ve dinamikleri arasında arzulanan birlik ve beraberliğin zaman kaybetmeden sağlanması gerektiğine inanmaktadır.

*Kürtler yaşadıkları coğrafyalarda başta Farslar, Araplar ve Türkler olmak üzere diğer Müslüman kardeşleri ve ümmet adına üzerine düşen her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmişlerdir. Kürt halkı bu milletlerden ve onları yöneten devletlerden de görev ve sorumluluk beklemekte; kaşı karşıya kaldığı tekçilik, ırkçılık, mezhepçilik ve benzeri ayrıştırıcı politikalara karşı ümmetin desteğini beklemektedir. Bu bağlamda Kongremiz kendilerini muhafazakâr, dindar ve İslamî gibi vasıflarla takdim eden cemaat, akım, parti, dernek, sendika gibi oluşumların Kürt halkının meşru hakları karşısındaki sessizliklerini anlamakta güçlük çekmektedir.

*Bugün kadına karşı şiddetin en korkunç boyutlarına maalesef İslam Âleminde şahit olunmakta; kadın hakları eril, egemenci, saraycı ve saltanatçı zihniyetler tarafından ihlal edilmektedir. Demokratik İslam Kongresi “Sizi aynı özden yarattık” (Müminun 12) ayetinden hareketle hak, görev ve sorumluluklar açısından kadın ve erkeği aynı bütünün birer eş parçası olarak kabul etmekte; kadın mücadelesini en önemli mücadele alanı olarak görmektedir. Bu bağlamda IŞİD terör örgütü ve benzeri güçlerin kadına yönelik tecavüzcü ve cariyeleştirici zihniyetini İslam’a en büyük hakaret olarak görmekte ve bunu şiddetle kınamaktadır. Kongre, toplumun yarısını oluşturan kadınlara gösterilen ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımlara karşı kadınların haklarına kavuşması için mücadele eder.

*Kongremiz, geleceğimizin teminatı olan gençlerimize her alanda görev, inisiyatif ve sorumluluk verilmesini önemsemekte; gençlerimizin medrese ve cemaatler yoluyla pasifize edilmemesine vurgu yapmaktadır.

*Demokratik İslam Kongresi “ekolojik denge”yi büyük bir önemle savunmakta ve bu konuda da Medine Sözleşmesi’ne dikkat çekmektedir. Zira bu sözleşmeyle birlikte Medine Bölgesi ortak vatan olarak kabul edilirken Hz. Peygamber’in görevlendirmesiyle Ka’b b. Malik bu ortak vatanın sınırlarını tespit etmiş ve bu sınırlar içerisinde hem ağaçların kesilip yakılması, hem yeşil otların koparılması ve yakılması, hem de hayvanların avlanması yasaklanarak ekolojik dengenin bozulmasına izin verilmemiş; insanlarla birlikte tüm canlılar için yaşanabilir bir çevre oluşturulmaya çalışılmıştır.

*Kongremiz tekelleşme, haksız kazanç ve kapitalist moderniteyi haksız bir sistem olarak görür. Adil paylaşım ve her kesimin Allah’ın verdiği rızıktan nasiplenmesi için mücadele ettiği gibi, İşçilerin haklarını alabilmeleri için de mücadele eder ve ”İşçinin alın teri kurumadan, hakkını veriniz” diyen bir peygamberin ümmeti olarak işçileri sömürenlere karşı işçinin yanında yer alır.

*Demokratik İslam Kongresi bölge devletleri ve yönetimlerini Rojava ve Suriye’de Kürtlerin elde ettikleri haklara saygı göstermelerini ve onlarla her türlü yardımlaşma ve dayanışma içerisine girmelerini acilen talep etmekte ve Filistin’in haklı davasının yanında olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.

*Kongremiz Alevilerle istişare edilerek “cemevleri”nin Diyanet ve hükümet tarafından bir konsensüs dâhilinde gerekli statüye kavuşturulmasını gerekli görmektedir.

*I. İslam Kongresi’ne bir mektup gönderen Sayın Öcalan’ın, üzerindeki ağır tecritten dolayı II. Kongremize mesaj gönderememesini üzüntüyle karşıladık kendisiyle birlikte tüm siyasi ve düşünce tutuklularının bir an önce özgürlüklerine kavuşturulmasını gerekli görmektedir. Bu tecridin yaklaşık üç yıl süren çatışmazlık sürecinin AKP tarafından bozulması ile yakından ilişkisi vardır. Bu çerçevede yeni bir savaş konsepti olarak Silopi, Cizre, Nusaybin, Silvan ve Sur gibi Kürdistan’ın birçok ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasağına dayalı şiddet yüzünden çok sayıda sivil hayatını kaybetmiştir. İslam Dünyası’nın tüm kanaat önderlerini, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm duyarlı uluslararası güçleri bu katliamcı durum karşısında inisiyatif almaya davet ediyoruz. Kongremiz İran’dan da acil bir şekilde idamları durdurmasını talep etmektedir.

*Kongremiz aynı zamanda Kürdistan uleması, şeyhleri ve seyitlerine de bir çağrıda bulunma gereği duymaktadır. Bu âlim, şeyh ve seyitlerimizi zalim yönetimlerin yanında değil; bin yıldan beridir kendilerine maddi-manevi olarak sahip çıkan mazlum Kürt halkının yanında yer almaya ve bu bağlamda Ehmedê Xanî, Şeyh Said, Seyit Rıza, Mela Abdullahê Timoqî, Said Nursî ve benzerlerinin gittikleri yolda yürümeye davet ediyoruz.”

Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından kongre sona erdi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER