HDP Siirt Vekili Kadri Yıldırım’dan Defnedilmeyen Cenazelere Tepki

0
366 kez

HDP Siirt Milletvekili Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ın Siirt’te TUHAD DER öncülüğünde dün  yapılan basın toplantısında defnedilemeyen cenazeler ve sürece ilişkin şu açıklamaya yer verdi:

Prof. dr. Kadri Yıldrım 1 (1)

Türk halkının, Türkiye`de yaşayan öbür halk ve inançların doyasıya tadına varamadığı barış ve çözüm süreci maalesef beş ay kadar evvel yerini yeniden çatışmalı bir sürece bırakmıştır. Bu süreç boyunca yüzlerce sivil, kadın, çocuk, polis, asker ve gerilla hayatını kaybetmiştir. Burada öncelikle hepsine Allah`tan rahmet diliyorum ve bir an evvel bu ateşin barışçıl bir suyla söndürülmesini diliyorum.

Buradan hareketle vicdanları sızlatan, vicdanları yaralayan ve kanayan bir yara haline getiren cenaze uygulamalarına birkaç cümleyle değinmek istiyorum. Bugün on beş gündür Sur’da ve sekiz on gündür sokağa çıkma yasağının uygulandığı diğer ilçelerde cenazeler bekletilmektedir, ailelerine teslim edilmemektedir. Bu insanlık dışı uygulama hiçbir dinde, hiçbir inançta, hiçbir mezhepte yer almamaktadır. Aslında devletin Kürt büyüklerinin cenazesiyle ilgili sabıkası ve dosyası tarih içerisinde kabarıktır, bunu görüyoruz. Şeyh Sait ve onun birçok arkadaşının cenazesini henüz bilemediğimiz bir yerde saklıyorlar ve Şeyh Sait`in yanında Seyit Rıza ve arkadaşları aynı akıbete uğramışlardır. Bunların yanında bu devlet, Said-ii Nursi kendisine Urfa’da bir buçuk metrelik bir kabir çok görülmüş ve o da maalesef öbür Şeyhler gibi, öbür alimler gibi, öbür Kürt büyükleri gibi orada korsanvari bir şekilde alınıp nereye götürüldüğünü halkımıza açıklamış değildir. Dolayısıyla devletin bu alanda ki sabıkası çok gereğinden fazla bir hal almıştır.

Oysa biz biliyoruz ki bugün iktidarın ve onun gibi düşünen kesimlerin reverans olarak kabul ettiklerini iddia ettikleri İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V) müşriklerle savaşırken bile cenazelerin defnedilmesi, kaldırılması ve kendine göre dini vecibelerinin yerine getirilmesi için savaşa ara verilirdi. Bu cenazelerle ilgili merasimler bittikten sonra gerekirse yine savaşmaya devam ederlerdi. Ve yine biliyoruz ki Hz. Peygamber, cenazelere işkence yapılmasını kesin bir şekilde yasaklamış ve cenazelere işkence yapılmasını uzuvlarının koparılmasını, yerden sürüklenmesini yasaklamıştır.

Bakın Kürdistan’da yaşananlar, Uhud savaşında bile yaşanmamıştır. Açın İsrail-Filistin mücadelesinin tarihçesine bakın, bu tarihçenin sayfalarına bakın hiçbir şekilde İsrail tarafından herhangi bir Filistinli savaşçının cenazesinin alanlarda bekletildiğini göremezsiniz. Belki çatışma yoğunluğundan dolayı bir gün bekletilebilir ama yine de İsrail, Filistin halkının Filistin ailelerinin gelip cenazelerini almasına izin vermiştir.

Örneğin bir gün Yahudi bir cenaze karşıdan geldiğinde arkadaşlarıyla birlikte oturmakta olan Hz. Peygamber ayağa kalktı. Onun sahabeleri ‘Ey Allah’ın Resulü! Bu cenaze Müslümanın cenazesi değil, bir Yahudi’nin cenazesidir.’ deyince Hz. Peygamber şöyle cevap veriyor: ‘O da bir nefis, o da bir insan değil midir?’ İslam da insana insan gözüyle bakılmıştır. Konu cenaze olduğunda İslam’da insana dini inancı veya görüşü ile bakılmamıştır. Ama İsrail’de olamayan, HZ. Peygamberin Yahudilere gösterdiği saygının ve hürmettin zerresi bu gün devlet ve iktidar tarafından Müslüman Kürt halkının çocuklarına, sivillerine, kadınlarına, zerresi bile gösterilmemektedir. Bu son derece acılı bir vaziyettir. Bir an evvel buna son verilmedir.

Çünkü durup dururken, bir mahalleden başka bir mahalleye veya bir evden başka bir eve giderken ve ellerinde silah adına hiçbir şey yokken 3 kadın siyasetçiyi katlediyorlar. Aslında orada katledilen 3 Kürt siyasetçi kadın değil. Orada katledilen barış, insaniyet ve İslamiyet’tir. Bundan ibret almadığımız takdirde bu iş çok uzayıp gidecektir.

Herkes bir kez daha düşünsün. Herkes çatışmalı süreç ile çatışmasızlık süreci arasındaki farkı çok iyi idrak etmeye çalışsın. Bu iş kelle sayısı işi değildir. Bu işte bir terslik vardır. Bakın polis ve asker öldüğünde veya öldürüldüğünde cenazeleri ‘Şehitler Ölmez’ sloganları ile kaldırılıyor. O asker ve polislerin aileleri geride bıraktıkları çocuklarının o yolu takip edeceklerine söz veriyorlar. Kürdistan’da da öldürülen her bir gencin ailesi de ‘Şehit Namirin’ sloganıyla toprağa verip, benim de 3-5 çocuğum var, bunların hepsi bunun yerini dolduracaktır diyorlar.  Maalesef ölen de Müslüman, öldüren de Müslüman. Bu işte bir terslik var. Bu tersliğin bertaraf edilmesi için bütün taraflar, ister PKK olsun, ister devlet ve iktidar olsun bir kez daha düşünmelidirler. Bunun böyle olmasını ve devam etmesini isteyen karanlık ve derin zihniyetler vardır. Hep birlikte bunun önüne geçelim ve önünü alalım. Kelle sayısı ile bu iş çözülmez. 40 yıldır bu sorun kan dökmek ile, öldürülen kişilerin kelleri sayılarak, asit kuyuları ile çözüldü mü? Çözülmedi. Olan zavallı halkın çocuklarına oluyor.

15-20 gündür bekletilen cenazelere bakın, cenazeler kafir cenazeleri değil. Yarın öbür gün teslim edildiğinde bunların namazları kılınacak, Yasinler okunacak. Öyleyse bu tersliği ve bu aksiliği birlikte kaldırmanın yollarını arayalım. Daha fazla pişman olacağımız bir noktaya gelmeden bunun önünü alalım.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER